Değerli Hemşerilerim,
Bu sabah gazetede Üstad Ergin Yıldızoğlu’ nun
yazısını okurken güzel ve tam da bu tartışmalara
denk düşen bir Yugaslav Atasözü dikkatimi çekti.
Diyor ki; “Geçmiş (tarih diyebiliriz), gelecekten
daha belirsizdir. Çünkü hergün yeniden yazılır”.
Ülkemiz gibi resmi dayatmaların had safhada olduğu
ortamlarda bu sözün ağırlığı şüphesiz artıyor.
Öylesine artıyor ki tüm bu dayatmalardan bağımsız,
gerçeğin gri rengini arayanlarda (ben de dahil) dahi
zaman zaman bu dayatmaların doğrudan ya da karşıt
izdüşümlerini görüyoruz. Sonuçta kimlik bunalımının
yoğun olarak yaşandığı coğrafyamızda gerçekliği (ki
sosyal bilimlerde bunun göreli olması çok tartışılır
bulunan bir olgudur) herkesin kendi durduğu yerden
kavraması çok doğal.
Ortaya konulan bilimsel verilerden çok bakış açısına
yönelik değinmek istediğim birkaç nokta var. Kimliğe
yönelik ifade ve adlandırmaların birbirine girdiği
Karadeniz’ de, önceki nesillerden sözlü aktarımlara
dayanan saptayımları çok sağlıklı bulmuyorum. Genel
kabul görmüş bir Laz Kimliği (burada Lazların ayrı
bir devletleri olmaması ve Müslüman olmaları
etkendir) çoğu hemşerimiz tarafından benimsenirken,
bazılarınca atalarının “Urum” olması üstü kapalı
olarak şöylece geçiştirilir. Oysa Rum kökenli
olduğunu utangaçça da olsa kabul eden insanların
birçoğunda, anadili düpedüz Lazca ya da Gürcüce ve
hatta Türkçe (en azından şu anda) olan insanlarla
ciddi bir fiziki benzerlik söz konusudur. Bu
benzerlik Türkiye ya da Yunanistan’ ın diğer
bölgelerinde yaşayan insanlarla pek kıyaslanamayacak
derecededir. Ancak tüm bunlar tarihi sis perdesini
aralayabilmek için yeterli değil sanırım. Bu tür
akıl yürütmelerden yola çıkarak insanlara bir kimlik
dayatması yapmak da. Anadil olarak Karadeniz
Rumcasını halen koruyabilen ve resmi tarih
palavralarını sorgulamaya başladıktan sonra başta
anadilini-atadilini kendisine bayrak yapan insanlar
için, dünyanın bir ucunda dahi örneğin ABD’ de,
Avustralya’ da, yörelerinden göçen Hıristiyan
Hemşerileri ile anadilleriyle (köylerinin diliyle)
rahatlıkla anlaşabildiklerini görmenin, kimlik
tanımlarında Pontosluluğu öne çıkarması kadar doğal
ne olabilir ki? Ve aynı şeyi binlerce yıllık
anayurtlarından koparılan hemşerilerimiz için
düşünelim. Kendi resmi tezlerinin etkisini de
gözardı etmeyerek ve Yunanistan’ da ilk dönemlerde
çektikleri onca sıkıntıya karşın Laz Kimliği
yeterince tatmin edici midir onlar için? Olanca
acılarını, özlemlerini, bağlılıklarını anlatmaya
yeter mi? Ben kimim sorusunun yanıtı, salt bilimsel
donelerle açıklanması mümkün olmayan, insani,
duygularla yoğrulmuş bir yanıttır. Ve bu yanıt
herkes için farklıdır, haklıdır.
Tartışmalara katkı yapan tüm arkadaşları yer yer
eleştiri hakkım saklı olmakla beraber bir
Karadenizli olarak göğsüm kabararak, hayranlık ve
umutla izliyorum. Şimdiye kadar nerelerdeydik
demekten de kendimi alamıyorum.
Uşaklar burası tek bildiği hiçbirşey bilmediği ve
hiçbir zaman herşeyi bilemeyeceğini bilenlerin ama
inatla da herşeyi öğrenmeye çalışanların sitesi olma
yolunda doludizgin ilerliyor.
Selam olsun böyle güzel insanlara…
|
|
Scoring_Disabled_Msg |
Respond to this message |
|
|
Author |
Reply |
| |
Rumluk ve Lazluk
No score for
this post |
June 27 2001, 10:29
PM |
Bir çoğumuz gerçekte ifade etmek istediklerini
kelimelere sığdıramıyor, yüreğimizde yazılıp
beynimizde onaylanan düşüncelerimizi harflere egemen
kılamıyoruz.
Öncelikle bir çok katılımcıda hakim olan Laz
kimliğini dayatma gibi bir oluşum içinde değiliz.
Tam tersine "Lazuri" konuşanlar tüm dünyaya
kendilerinin özgün bir dili olduğunu ve Trabzon ve
batısıyla pekde alakası olamdığını, Rum veya
Karadeniz Türkü olmadığını kanıtlama çabası
içindeler. Kaldıki karalahana.com, çok çok açık bir
şekilde Trapezounta sitesidir.
Tüm Karadeniz şudur diye dayatan kurum ve ona ilham
kaynağı olan siyasi düşüncenin ülkemizde ne olduğu
da bellidir. Karadeniz'in tüm halkı Hellen göçmeni
bile olsa (?)farklılaşıp özgünleşmişlerdir. Bugün
toplumsal hafızamızda bu kelimenin karşılığı yoktur.
Bu kelime yerine "Rum" kelimesinin kullanılması daha
uygundur. Çünkü Rum kelimesi hem Hellen göçmenlerini
hemde yerlileri kucaklar ve yakın zaman kadar
getirir. İslamlaşma ve Türkleşe sonucu ise Anadolu
halkının belkide en net karşılığı olan "Rum"
kelimesini "hristiyanlıkla" eş bir terime
özdeşleştirmiştir. "Müslüman Rum" tanımı ise çok
yönüyle gerçek bile olsa Çaykara dışında pek de
kabul edilebilecek, tüm halk tarafından benimsenecek
bir etnik kimlik ifadesi değildir.
"Laz" terimi ise Rum döneminden beri bölge halkını
tanımlamak için kullanılan, hem etnik bir tanım
hemde tüm bölgenin kültürel yapısını tanımlayan
Samsundan Batuma'a tüm insanlarımızın severek
benimseyerek kendine yakıştırdığı kimliktir. Belki
de Rum olduğundan(hristiyanlıktan dolayı) ve Türk
olmadığını belirtmenin aracı olarak kullanılmıştır
ki bunu kimse bilemez. Sonuçta bölgenin rengi adı
sanı "Laz"dır. Bu yüzden de gönül rahatlığıyla "Laz"
olduğumuzu söyleyebiliyoruz. Çepniler bile "Laz"
adından rahatsız olmazlar, çünkü yöre kültürüne
adapte olurken kemençeyi, peştemali burada
tanımışlardır, Yunanistanda değil. Lazluk nedir?
İşte bunun tarifini yapabilecek kadar vakfıkebir
ekmeği yemedik yazık ki.
Pazar ile Hopa arasında "Lazuri" konuşan halk bence
doğu Karadeniz boyunca yerleşmiş ve her nasılsa
anadillerini unutmamış sayısız klandan biridir. Ama
Ordulular yada Giresunlularla özdeş ögeler
taşımalarıda gerekmiyor. Her yöre kendi içerisinde
özgündür Tirebolu, Akçaabat, İkizdere, Arhavi, Bafra
ortak yönleri kadar farklılıylarıyla da zengin bir
armoninin parçalarıdır. Bu armonide Türk, Gürcü,
Megrel, iran, Arap- İslam, Ermeni, Hellen ve
Anadoluya ait domestic ögeler aynı kap içinde
pişmiştir. Her birinin oranı farklıdır ve ilden ile
hatta bazı yerlerde köyden köye değişir. Tüm bu
oluşuma ortak bir isim vermek ise bizim işimiz
değildir ama bunu tatışabilecek iradeye ve enerjiye
sahibiz. Yaptığımız ve yapmamız gereken de budur.
|
|
Scoring_Disabled_Msg |
Respond to this message |
|
murat
(no login) |
yaşa ula yaşaaa GRAW GRAW GRAW
No score for
this post |
June 28 2001, 11:22
AM |
sevgili web bu yazın çok güzel. teşekkürler
sana...Karadenizde kimsenin rahatsız olmadığı ortak
sözcük LAZdır. Samsunlu da benimser Rizelide
Giresunlu da Oflu da Arhavili de Bafralı da...Çünkü
herkes bu bölgenin Laz kültürü ile yoğrulduğunu
gelenlerin ister cepni ister grek bu kültürden
birşeyler aldıklarını bilir.
Aslında Rum olan müslümanların bile çoğunluğu rumuz
değil Lazız demeyi tercih ederler...
murat
|
|
Scoring_Disabled_Msg |
Respond to this message |
|
Temel
(no login) |
Untitled
No score for
this post |
June 28 2001, 2:49 PM |
Kültürümüzü kavrayış noktasındaki genel yaklaşım
ilkelerini benimsiyorum ve yukarıdaki yazında bunu
biraz daha duru bir dille anlatmışsın, iyi de olmuş.
Benim de konuya ilişkin küçük bir pencere açmak
istememin sebebi salt senin çizmeye çalıştığın
çerçeve değil, birkaç gündür süregelen, Laz-Helen
kimlikleri arasında sıkışan ve kördövüşüne dönmeye
aday tartışmalardı. Zira aynı frekansta yer aldığına
inandığım insanların sonuçsuz polemiklerle
birbirlerini yıpratmalarını ve aradaki iletişim
kanallarını daraltmalarını istemem.
Laz kimliğinin, çok bilinçli ve belki doğru da
olmasa, Artvin-Samsun arasındaki bölge halkı
tarafından benimsendiğine ben de katılıyorum. Ancak
anadili Rumca olan ve "birşeyleri sorgulama
bilincine erişmiş" bilhassa gençlerimiz tarafından
tek başına yeterince kucaklayıcı olmadığını
düşünüyorum. Bu noktada yürütülen tartışmaları da
anlamlı görmüyorum. Hele ki buradan hareketle
insanları, "Helenofil", "Helen Milliyetçisi" gibi
yakıştırmalarla yaftalamaya kalkmak,
etkileşim-diyalog sürecini ortadan kaldırmaktan
başka bir işe yaramaz.
Hepimiz aynı takanın uşaklarıyız. Soru işaretleri
beynimizden hiç eksik olmasın, yola devam..
|
|