Ölü bir insana mektup yazılır
mı?
Bilmiyorum.
Bütün yaşamımda ilk kez denediğim şey bu.
Hem neden olmasın.
Aslında ölümünü tam olarak kabullenmişte
sayılmıyorum.
Bilmiyorum.
Ölmedin filan da demiyorum. Yani ölümsüz mölümsüz...
Hayır şimdi sen topraksın! Trabzonsun!
Yani birde şu var. Pek alışamadım da.
Sanki yine bir uzayan bir kısalan aralıklar var
aramızda.
Sanki yine birden kıpkısa olacak aralığımız!
***
Kardeşim!!!
Çok kanlıydı cesetin!
Sarılamadılar!
Oysa içime almak isterdim seni. İçime en içime!
Seni ben içime gömmek isterdim kanlarınla beraber.
Kardeşim!
***
Yedi sene önceydi hatta şimdi sekize girdik
diyebilirim annen bana bu altın kalemi alalı.
Hadi bırak şimdi ölüyüm mölüyümü! Sen bile
kısmanmıştın! Hiç oyana bu yana vurma!
Kıskanmıştın kardeşim!
Annen bu kalemi bu mektubu yazmam için mi almıştı???
Garip!
Keşke ben kıskansaydım.
Hayatımda aldığım tek kalem hediye buydu.
Ve çocukken karalamalarımı yalnız senin annen
okurdu.
Annen benim hep yazar olmamı isterdi. Senin Hakim!
Çocukken benim ve seninde vardı hevesimiz hani.
Büyüdükçe yaşam farklı yerlere atıyor adamı.
Ben elimde gönyelerle gavur lisanıyla uğraşıyorum.
Kusura bakmamalı. Kimse incilmemeli.
Yaşam bu nedenleri fazla sorulamıyor işte.
***
Ölülerin sıcak olduğu bir takvime düşlüyorum
kendimi.
Henüz ulaşamadım.
***
O mabed şehir Trabzondan dönerken, gövden ve kafanın
bir birinden ayrıldığı, o asfaltın üzerine takılı
kaldım.
Kucaklamak istiyorum düştüğün yeri. Topraklar
kollarıma sığmıyor benim.
***
Senin kafan ne kadar doluydu İlker?
Sanki gövdene ağır geldi de ondan mı kopup fırladı
bir yana!
Sen ne güzel şeysin kardeşim!
Özlesem seni bir yaşam boyu özlesem.
Ama önce bu bütün olup bitenlere yani yaşanan her
şeye bir inananbilsem.
***
Zaman akıp gidiyor! Ve ben zamana dişlerimle
tırnaklarımla tutunuyorum. İteleniyorum
Yakalayamıyorum senin düştüğün yeri.
Herşey çok değişti canım. Ve değişiyor.
Her şey değişti. Öyle bir değişti ki. Ben bile
değiştim. Değişiyoruz her an ölen ve yenilenmeyen
hücrelerimizle.
Değişiyor herşey canım.
Trabzon’a yol yapılıyor şimdi. Sen bu işlere baya
kafayı takmıştın. Yetiştireyim sana bir iki haber.
Yolun projesinin ihalesi yapıldı ve çalışmalar
başladı. Ama geçenlerden Sayıştaydan inceleme vs.
Anlayacağın yine kokuyor ortalık. Ve
yolsuzluklarımız bulamadı bir türlü yolunu. Değişmez
şeyler var tabi.
***
Boşver sıkma canını. ! senedir toprağın altındasın
sen zaten! Kitap okuyamıyosundur. Ağaçlara
dokunamıyosundur. Zaten hayatın altıdaki Eriğe hep
ben sırtlar iterdim seni. Büyümüşüz canım. Alttan
uzanınca pat diye koparıyorum eğik erikleri.
Ve işeyemiyosundur artık aydedenin suratına baka
baka kara!
Şarap hiç içmemiştin. Sen çok iyi bir müslümandın
kardeşim.
Ölüler namaz kılar mı İlker?
***
Medeniyetler arası bir çatışmadan bahsediliyor bu
ara.
Ağzından bir Trabzonspor için küfür çıkardı senin,
birde Amerikanın adı herhangi bir yerde geçtiğinde.
Biliyorum canın sıkılacak ama,
Amerika bombalıyor yine. Uslanmazlar uslanmış.
Herkez bir şekilde sus pus olmayı öğrenmiş gibi
sanki.
Boşver.
Değişiyor yaşam... her an her şey.
***
Ay yok şimdi gökyüzünde. Şarapta yok. Ağzımın içine
girsende hiç bir şey koklayamazsın. Dumanı boğar
seni sigaranın... Uçarsın şimdi Kemer’e...
***
Kardeşim. Gözlerin ne güzeldi senin. Donuktu!
Karadeniz gibi dondurulmuştu sanki asırların
içerisinde bir yerde.
Gözlerin senin donuktu İlker!
Öldüğünde arkana dönük kafanda Trabzon’a bakıp
kalmıştı kilometrelerce oyanda.
Senin gözlerin Trabzon’a bakarken dondu kardeşim.
Fotarafını çekmek isterdim o halinle.
Ama her taraf kandı. Kanın içinde örtülüydün sen
kardeşim.
“yoo öyle yağma, geç kaldınız, ben çoktan uçtum
gittim.” der gibi.
Sen kanlar içinde bile ne güzeldin kardeşim.
***
Kamyon senin arabanı ezip geçmiş. Çok süratin vardı.
Hem karşı şeri de de geçmişsin. Yüzde yüz kabahatli
seni buldular. Bilmiyorum.
Ama sen “adalet dağıtan” olacaktın!
Sen hiç suç işleyemezdin ki!
Sen hep Haklıyı savunacaktın. Adalet dağıtacaktın.
Suc Ve Ceza!
3 ayın kalmıştı.
Neron Roma’yı yakmıştı da hani Hukukunu yakamamıştı.
3 ay sonr avukat olacaktın,sonra hakim vs. Sen
birincisiydin o fakültenin.
Öyle ki hayatın boyunca işlediğin -tek suçunda-
kendini ölümle cezalandırabilecek kadar adil ve
Trabzon Asiliydin!
***
Kardeşim.
Güya üç ay sonra Fakülte bitecekti. Her şeyi
kurmuştun sen kafanda.
“Dönmeyeceğim Trabzon’a inadına İstanbul’da
kalacağım. Gıcıklığına ulan sırf gıcıklığına,
Taximin göbeğinde büro tutacam, Trabzonlular’a
ücretsiz avukatlık yapılır!” yazacağım.”
“Kuduracaklar”
Onlar zaten kudurmuş aslanım.
Hani sen hep öyle dersin, kısmetse, nasipse filan.
Nasip ve kısmet mi ne denmesi lazımsa artık değilmiş
kardeşim.
***
Sanma ulan ajitasyon çekiyorum sana! Tanırsın sen
beni. Birazcık kırgınım o kadar.
Gözlerim biraz kızarık o kadar. Sana ben yalan da
söyledim. Hakkın kalmasın bende. Sen çok dikkat
ederdin bu tarz şeylere.
***
Çocukken mezarlardan geçerken ikimizde korkardık.
Sen artık mezardasın ve ben biliyormusun ben o kadar
çok seviyorum ki artık mezarlıkları.
Mezarları.
***
Trabzonda fazla kalamamıştık. Ben senden biraz daha
fazla kaldım. Ha birde Ahmet Kaya’nda öldü bu arada.
Çocukken sen en çok Yorgun Demokrat’ı severdin.
Şaka maka. Her kez çok yorgun bu aralar!
***
Trabzonspor’a gelince!
E bir gün mutlaka deyip gidiyoruz. Bir gün hep biz
şampiyon olacağız kardeşim.
Ben yine cep telefonumu acacağım Trabzonda olduğum
zaman.
Statdan canlı yayın yapacağım sana. Yahut sen bana.
Marşları ve küfürleri dinleteceğim sana orijinal
ağızlardan.
Sonra sen mesaj çekeceksin bana.
“abi ne güzel sövüyorlar ya”
Sen küfrü hiç sevmezdin oysa.
Aslında ben de.
Ama küfür sade bizim, Trabzonumuzun ağzına yakışıyor
kardeşim.
***
Cep telofonun kazada savrulup gidince, yerde pin gir
diyordu!
8761. Akıl edemedi kimse. TS yazacaksın bir de 61
tuşlara bu kadar basit. Kimse akıl edemedi.
Ulan senin Trabzondan başka neyin vardı?
Durgun suskun muskundun ama çözülmesi kolay adamdın.
***
Birde öteki mevzuda vardı abi dersen.
Sana yaramaz!
Biliyorsun insanların nüfüs kağıda Trabzon yazmakla
Trabzonlu olamıyorlar!
Nasıl olsa kanlarımız hiç karışmamış.
Herkes kendi yoluna, kendi suyuna karmış.
***
Neyse bu kalemi kim verdi elime.
Güya biz altın kalem ile, sınıfımızdaki kızlara hava
atacaktık.
Ama kimse fark etmiyordu altın olduğunu.
İlla söylememiz gerekiyordu.
O zamanda görmemiş gibi oluyorduk.
Yalan mı ulan çok mu gördük!!!
O kalemi annen bana hediye almıştı. Sen o kadar çok
kıskanmıştın ki.
Keşke sana alsaydı halamın oğlu.
Keke ben kıskansaydım.
Keşke sen yazan olsaydın.
Mezarının içine girer, senin gül yüzünden öğerim.
Ölümün mü?
Umrum da değil kardeşim!
Nasıl olsa hepimiz Trabzon’dan geldik ve bir gün
O’na döneceğiz.
Kartallar’a bakıyorum her yaylaya çıkanda.
Boğazdan Gavurkulesinden aşağa süzülenlere.... az
daha gel yaklaş bana..
Bir kartal’ın adı da İLKER
Not:
İstanbul’dan bayram tatili içinde toplanmayı
başarabilmiş otobüslerine dolup Cenazeye gelen
fakülte arkadaşlarına ve diğerlerine, Ölümünün
Birinci yılında paylaşımla.
Not: Dedem ismimi gavur ismi bulurdu. Ömer demek
isterdi. Ö’yü Omega yapardı hep. Omer! Dedemin
yanında hep Omer derdin bana.
Ne Ömer ne Omer yazılmadı kimliğe. Gavur ismiyle
devam ediyoruz işteJ Dedem bile alıştı buna.
Ama bu yazıyı Omer olarak, Sadece Trabzonlularlarla
paylaştım.
Kızma bana. Ama bilsinler, Trabzon sövüldükçe,
Kutsanıyor birilerince ölünce bile.
Ha birde kardeşim. Senin dedenin savaşlardan kalma
bir tabancası vardı ya hani. Çocukken bi sen bir
ben, paylaşamadık! Şimdi nerde mi? Bilmiyorum bana
ne? Ellerim kırılırda dokunurmuyum ben ona Hani bir
türkü vardı.
“ Adam delikanlının almaz tabancasını”
Bırak ta o kadar Adamlığımız! olsun!
Kalemide sana fırlatıyorum. Sen hep Trabzondun!
Karadenizdin!
Bir daha ki ne zaman kim bilir! Ama bir daha ki
sefere sen yazarsın.
Nasıl olsa hepimiz O'ndan geldik ve bir gün yine
O'na döneceğiz!
BİR KARTALIN ADI DA İLKER!
|