Düşünce tarzımıza henüz çok
boyutluluk kavramını ekleyemedik. Böyle giderse
düşündüklerimiz veya mensubu olduğumuz fikir
akımlarının havuzunda çipi - çipi yapar dururuz. Bir
türlü yüzmeyi öğrenemeyiz.
Solculuk,sağcılık,dincilik,putperestlik,milliyetçilik,ırkçılık
tezi her ne olursa olsun bütün insani boyut taşıyan
fikir akımlarında çok boyutluluğu kavrayamayanlar
hiçbir yere ulaşamazlar. 1960 larda başlayan
sosyalist hareket, yine 1960 ların sonunda başlayan
milliyetçi hareket, Çok daha önceleri başlayan dinci
hareketler ve 1970 lerde mantar gibi türeyen değişik
fraksiyonlar hep bu boyutsuzluk nedeniyle kısa
zamanda tükenmişlerdir. Yada fraksiyon
değiştirmişlerdir. Bunlardan, milliyetçi hareketin
neden daha uzun ömürlü olduğuna yazının sonunda bir
açıklama getireceğim.
1960 larda (TİP) işçi partililer bütün söylemlerini
fukara köylü ve işçi hakları ile ilgili olarak
söylerlerdi. Radyodan gazetelerden izleyen işçi ve
köylülerin çoğunluğu: “dinlemeyin şu kafirleri”
derledi. Halbuki TİP lilerin bütün uğraşları bu
fakir fukara kesim içindi. Öyleyse neden bu insanlar
kendilerini düşünenlerden hoşlanmıyor veya onlara
düşmanca davranıyordu. O zamanlarda hiçbir TİP li
bunun analizini yapamıyor veya buna cesaret
edemiyordu. Sorun basit di çünkü TİP in programı tek
boyutlu idi. O zamanlarda “çevre”boyutu henüz bizde
icat edilmemişti. Din, insan
hakları,milliyet,azınlıklar,Dil,uluslar arası
ilişkiler,kadın hakları, öğrenci
hakları,yaşlılık,sosyal güvenceler,
denizcilik,balıkçılık, tarımsal ve sanayi üretiminin
durumu ve şu anda bu kadarı aklıma gelen binlerce
boyut da geniş toplumsal kitlelere mesaj
veremiyordu. Halktan yeteri kadar destek
sağlayamayan TİP liler sonunda Devletin resmi
ideoloji giyotininden kurtulamadılar.
960 ların sonunda kurulan, Erbakan’ın dinci
partileri de kendilerini aynı yanlıştan
kurtaramadılar. Din boyutunu öne çıkardılar diğer
boyutları ihmal ettiler.
Milliyetçi olduğunu söyleyen MHP ise diğerlerinden
daha avantjlı idi. Çünkü hem din hem de milliyet
boyutu her fırsat da halka anlatılıyordu. Halk da
birden fazla gördüğü boyutlara itibar ediyordu. On
adet parti düşünün, hangisi daha fazla farklı boyut
hedeflerse halkın onu tercih edeceği anlaşılıyor.
Demirel buna örnektir. Onun ideolojisinin boyutları
diğerlerinden daha fazla idi. Buraya kadar sözünü
ettiğim çok boyutluluk siyasetle ile ilgilidir.
Boyut nedir’e örnek içindir.
Şimdi de fikir (Karalahana) ortamında ki çok
boyutluluk dan söz edelim, olaya duygusal değil
akılcı çok boyutlu, önce olayın ilk yaşandığı ortamı
düşünerek yaklaşmalıyız. Eğer bunu yapamazsak o
zaman kendi doğrularımızla baş başa kalır, gerçek
doğrularla çelişiriz. Öncelikle insan hakları ve
çevre boyutu kantarımız olmalı.
Burada şu farkı açıklamayı da önemli buluyorum. Var
sayalım ki A kişi beni anlatıyor. Şöyle dese
“Ankaralı iyidir hoştur,milli,mukaddesatçı vs.
yalnız bir kusuru var sigara izmaritlerini yola
atar,eh artık okadar da olur.” Bu tanım yanlıştır.
Zaten her insan iyi meziyet sahibi olmak
zorundadır,bu bir üstünlük değildir. İnsan olmanın
gereğidir. İçtiği sigarayı yola atması ise
çevrecilik adına bir suçtur. Bana göre yargılanmalı
ve cezasını çekmelidir. ( hoş henüz bizde böyle bir
suç tanımı yok ya...) İnsan hakları ve çevre boyutu
birbiriyle çelişmemelidir.
Doğruları arama ( ki, bizde herkesin doğrusu
kendine. ) ancak “çok boyutlu” çalışma ve kararlar
la sağlanır. Her cismi ve olayı bakış açımızdan
gördüğümüz kadar olmadığını anlamalıyız.
Eleştirilerinizi bekler saygılar sunarım
|
|
|
Author |
Reply |
rind
(no login) |
Untitled
No score for
this post |
October 7 2001, 4:20
AM |
Yazdıklarına eleştiri olarak değil,belki bir nebze
katkı sağlar düşüncesiyle sevdiğim bir sözü eklemek
istiyorum.
İnsan için önüne çıkan bütün yollar"yürünebilir"
yollar ise,o insan artık kaybolmuştur.
|
|
Ankaralı
(no login) |
Düşünenlere ceza
No score for
this post |
October 9 2001, 10:41
AM |
Bir zamanlar bilim dünyasına önemli kazanımlar
sağlayan şark insanları,öyle bir gün geldiki
dondular.Denilebilirki kendi bilim adamlarına ters
düşmeye başladılar.pozitif düşünme yeteneklerini
kaybettiler.Umudunu yitiren ileri gelenler 19.yy dan
itibaren batı medeniyeti hayranlığı ve hedefini
olmazsa olmaz olarak tanıtmaya başladılar.Bu tanıtım
zaman içinde geniş halk kitleleri tarafından "başka
çözüm yok" gibi algılandı.Bu da bu insanlarda moral
değerleri darmanduman etti."artık bizden adam olmaz"
sözü düzenli olarak söylenir oldu.
Daha anlaşılabilir olması bakımından 12 eylülden bir
örnek vermek istiyorum.Askeri demokrasiden sivil
toplum yapısına geçme sancıları çekerken 12 eylül
geldi çattı.Gelen askeri yönetim bütün sivil toplum
örgütlerini alaşağı etti.
Bunlardan sadece parti gençlik kolları üzerinde
duracağım.Parti gençlik kollarını siyaset ormanının
taze fidan üreten bahçesi olarak düşünebiliriz. 12
eylül ilk iş olarak bu bahçeleri biçti.
Önce bu bahçenin ne olup olmadığını görelim.
Geçler bu bahçede politikaya girerler. A
mahallesindeki parti gençlik kollarına giren gençler
politika ile tanışırlar.Zaman içinde bir kısmı
elenir bir kısmıda başarılı olur.Yapılan seçimlerde
kazananlar mahallelerini bir üst birlikte temsil
ederler.Burada daha farklı bir ortam ve mücadele
alanı vardır. Dikkat edilirse bu gençler henüz küçük
yerlerde ve halkın içinde sorunlarla
boğuşmaktadır.Burada da yapılan seçimlerde başarılı
olanlar il merkezine gönderilirler.Yavaş yavaş alan
ve sorunlar büyümektedir.Çalışmalar halkın içinde ve
onların sorunları ile beraberdir.
Buraya kadar saydıklarım uzun yıllarını alıyor
insanların.Nihayet burada da yapılan seçimlerle
genel merkezin yolu açılır.Böylece uzun yıllar
halkın içinde ve sorunları ile yaşayan insanlar
çözüm yollarınıda üretirler.Eğer hırsızlık arsızlık
yaparlarsa bir daha seçilemeyeceklerini bilirler.
Bir süre sonra da artık devlet yönetimine hazır hale
gelirler.
Şimdi başa dönelim.1980 de biçilen bu bahçelerden
yeni fidanlar büyüyemedi,1990 lar acemilerin elinde
kaldı ve halkın varlıkları talan edildi.
Burada anlatılmak istenen düşünceye dayanan
modellerin nasıl bitaraf edildiğidir.Ne yazık ki
yüzyıllardır bir bahane ile düşün ve eylem
bahçelerimiz arada bir, bir şekilde talan ediliyor.
Yoğun düşünce üretmek uzun ve tecrübe isteyen bir
iştir. Düşünce olaylara ve dünyaya yeni bir kapı
açmaktır.
|
|
rind
(no login) |
Untitled
No score for
this post |
October 10 2001, 4:54
AM |
Selam Ankaralı,bu düşüncede boyut düşüncesini
kafamda yoğurduktan sonra bir şiir yazdım,belki
ilerki yazacaklarına bir ışık tutabilir,yazdıklarına
daha sonra bizde birşeyler katabilir veya
eleştirebiliriz.
Empati kelimesini,pratik de ne kadar
uygulayabilirsek
çözüme yaklaşmamız o kadar kolaylaşacak diye
düşünüyorum.Neyse şiire geçeyim
Bir şafak ki
Yavşak söker
Bir gün ki
Aybaşı gelsin diye geçer
Bir sevda ki
Hamburger bitene kadar sürer
Etmişim içine böyle dünyanın
Bir doğru ki
Yalana yalakalık eder
Bir silah ki
Magandanın belinde gezer
Bir şiir ki
Kafiyeye garsonluk eder
Satmışım anasını böyle dünyanın
Bir kitap ki
Soba tutuşturmaya yarar
Bir yazar ki
Şehvetli bir üslupla makale yazar
Bir baba ki
Çocuğunda şüphe arar
Bir okul ki
Kapısından öğrenci kovar
Neyini seveyim böyle dünyanın
Neyini methedeyim
Söyle
Neyini
Mutlu bir Türkiye,güzel bir Trabzon için,herkes
eteğindeki taşları dökmelidir.Yoksa silinip
gideceğiz bu yeryüzünden.Allah göstermesin.
|
|
Ankaralı
(no login) |
Düşman üzerine düşünceler
No score for
this post |
October 10 2001, 11:09
AM |
Teşekkürler Kadir.Bugün bizimkilerden bir örnek
vereceğim.Bu nasıl düşünce diye sorgulayalım.
Trabzonun ve çevresinin yüksek köyleri
19.yy.ortalarında müslümanlığa bir şekilde
geçtiler.Hatta önce müslüman olanlarla sonra olanlar
ve de hiç olmayanlar arasında bir soğukluk
oluştu.Önce müslüman olanlar en kısa zamanda
isimlerinide müslüman isimleri ile değiştirip öyle
devam ettiler.Sonra müslümün olanlar ise özellikle
kadınlarının isimlerini eski hırıstiyan isimleri
olarak kullanmaya devam ettiler.20.yy.lın ilk
yarısında bu böyle devam etti."Bunun tanıklarının
halen hayatta olanları vardır.İsimlerini burada
vermem doğru olmaz.
" Hiç müslüman olmayanlarda bilindiği üzere ülkeden
çıkarıldı. Şimdi başa dönelim. 150 yıl toplum
hayatında uzun bir zaman değildir. 150 yıl önce dost
ve kapı komşu olan bu insanlar bugün biribirleri
için birinci derecede düşman konumundadırlar. Bu
mantığı nasıl izah edebiliriz.
Ekonomimizi çökertip hergün cebimizdeki parayı çalan
insanlar dostumuz. 80 yıl önceki komşularımız
"dış"düşmanımız.Böyle akılsızca bir düşünceye nasıl
oluyorda itibar ediyoruz.
Anlayamıyoruzki onların sanal düşmanlığını yok
sayarsak cebimizdeki parayıda kurtaracağız.Hırsızlar
dikkatimizi başka tarafa yönlendiriyor emeğimizi
çalıyorlar,adınada enflasyon diyorlar.Düzenli olarak
iç ve dış düşman üretiyorlar.Arada sırada da "şeytan
azapta gerek"derler,yinede anlayamıyoruz.
Şimdi yeniden birlikte düşünelim Enflasyon adı
altında rızkımızı bölüşenler mi yoksa Trabzondan
selaniğe göç eden eski hemşerilermiz mi düşmanımız.
|
|
rind
(no login) |
Untitled
No score for
this post |
October 11 2001, 2:03
AM |
Düşman tabii ki selaniğe veya bir başka yere göç
etmek zorunda olan hemşehrilerimiz değil,sadece bir
düşmanımız var,kendi korkularımızdan başka
düşmanımız yok aslında,korkularımızı sıralamaya
çalışayım;düşünceden korkuyoruz,kitap okuyan
insanlardan,türkülerden,şiirden,kılık
kıyafetten,tarihimizi öğrenmekten vs bunları
çoğaltmak mümkün.Bir de bizim haricimizde sistemin
korkuları var.rejim bir kısım insanlarını
sevmiyor,bir kısım insanlarına bir takım yaftalar
takarak onlarn isteklerinin
yersizliğinden,uygunsuzluğundan bahsediyor.Demokrasi
adına demokrasi katlediliyor.peki kimleri sevmiyor
sistem;sistem Türkiye coğrafyasında bir bölgeye ait
saydığı insanları sevmiyor,kürtleri sevmiyor
sistem,onları kaka sayıyor,kültürünü yok
sayıyor,türküsünü,dilini,giyim tarzını değiştirmeye
çalışıyor.Maalesef bütün bunları ülkede demokrasiyi
yerleştirmek bahanesine gizlenerek yapıyor.İşte
burada demkrasinin amaç mı?yoksa araç mı? olduğu
sorusu idter istemez kendisini sorduruyor.demokrasi
bir amaçsa dipçik zoruyla getirilebilecek bir
demokrasi yani buna herhalde militan demokrasi
deniyor,ne kadar doğru tartışılır.eğer bir araçsa
demokrasi bu sefer taşlar yerine oturuyor gibi
oluyor şöyle ki,sistem insanlarının bütün
özgürlüklerini yaşayabilmeleri için demokrasiyi
hizmetkar kılıyor.bütün avrupa ülkelrinde bu böyle
algılanıyor,yani avrupa demokrasiyi bir araç olarak
görüyor.
Sistemin sevmediği diğer insanlar;sistem müslmanları
da sevmiyor,onları öğretisini kendinin belirlediği
bir din anlayışını dayatıyor.kabul etmeyenlere
mürteci,yobaz,gerici,irticacı diyerek haklılığını
entellektüel alanda ispatlama gayretinde.Bunu bir
nebze başarıyor gibi göründüğü anda İsalamın
evrensel mesajlarına boyun eğmek zorunda
kalıyor.Yani sistem geriyor insanlarını;sürekli
milliyetçlik aşılıyarak ayakta kalma
gayretinde,bunun için güneş dil teorileri
üretiyor,Milli duyguları okşayarak,kitap
okumayan,düşünene yanaşmayan,ekemek derdinde olan
milletimizi,bir takım insanlrı öcü gösterek
uyutuyor.tabii ki ankaralı bu insanlar yetmiş seksen
sene önce bu şehirden gitmiş insanları,Trabzon'a
olan özlemini dile getiren insanları düşman
sayıyor.Yani minareyi çalan sistem,kılıfını önceden
hazırlıyor.Bana göre Türkiye de demokrasi kürtlerin
ve müslümanların özgürleşmesinden geçiyor.tabii ki
bu bir başlangıç olabilir,mesele bitmiş sayılmaz.
Kısa bir şiirle bağlamaya çalışayım düşüncelerimi.
Ömrünü bir çöptenekesi olarak geçirmek
Bir kürek kadar iş görmediğim şu dünya da
Soylu bir davranış gibi geliyor bana
Ne kadar çöpüm
Ne kadar tenekeyim
Bilemiyorum
Bildiğim tek şey var
Çöp kokuyorum
|
|
rind
(no login) |
peki kimi seviyor sistem
No score for
this post |
October 11 2001, 4:09
PM |
Trabzon'a olan özlemini dile getiren,bir şekilde göç
ettirilen hemşehrilerimize küfür edenleri
seviyor.Çünkü bu insanlar sistemin fedailiğine
soyunmuşlardır,yani bir nevi düzenin kerhanesini
bekliyorlar.Tabii bu işi bedava yaptıklarını vatan
için yaptıklarını söyleyerek halkımızın gözünde
büyüme gayretindeler.
Laila burjuvalarını seviyor sistem.Extasy,lsd
kullanan,gece gündüz tapinen gençleri seviyor.İmam
hatipli gençleri sevmiyor sistem,düşünmeyen gençleri
seviyor,üretmeyen,aklı fikri belden aşağı
muhabbetler de olan gençleri seviyor.Varoşları
sevmiyor,hatta bir zamanlar sırtını varoşlara
dayayan Zülfü Livaneli gibi insanlar bile,köşe
yazılarında varoşların pis kokusundan dem
vurmayı,müzik zevklerinin iğrençliğini
hatırlatmayı,lahmacun ve çöp koktuklarını yazmayı
kendilerine görev bilmektedirler,Benim gibi pireye
kızıp yorganı yakan bir Karadeniz'li için,evinde bu
sanatçıya ait ne kadar kaset varsa hepsini kırmak
bir görev oluyor.yani Ankaralı insan düşmeye
görsün,ilk tekmeyi dost bildiğinden yiyor.
Sistem,Kuran'ı kerim'i incil'leştirmeye çalışan
Yaşar Nuri Öztürk gibi ilahiyatçıları seviyor.hergün
televizyona çıkartarak,insanları içi boşaltılmış bir
dine inandırmaya çalışıyor.Hristiyanların kiliseye
hapsettiği Allah'ı,sistem işbirlikçi hocaların
yardımıyla camiye hapsetme derdinde,fakat
"Lailaheillallah"diyen her müslüman şunu idrak
etmelidir ki,Allah gönderdiği kitabında bizim her
şeyimize karışıyor,Oysa sistem Allah'ı bazı işlere
karıltırmama derdinde.Bu anlamda işbirlikçi hocaları
baş tacı yapıyor.
Güneydoğu'da ki,feodal yapıyı koruyan toprak
ağalarını da çok seviyor sistem,Onları her genel
seçimde milletvekili olarak mecliste görebilmemiz
mümkün,Bu insanların nasıl milliyetçi,Türkçü
söylemlere destek olduğunu ispatlayan en güzel
örneklerden birisi susurluk kazasında ortaya
çıkmıştır.Bir yanda Bir Türk gladyosu.diğer yanda
devletin emniyet müdürü,diğer yanda ise,hem
milletvekili ve hemde bir toprak ağası.Sistemin
işleyişini gözler önüne sermeye yetip artıyor
bile.yani ankaralı sözün özü,sistem bu ülkede
sayıları ancak bir milyon civarında insanları
seviyor.Vatanı vatan yapan unsur o ülkenin
vatandaşlarıdır diya diye düşünüyorum.Vatandaşımın
vatanı vardır,maalesef vatanımın vatandaşları
yoktur.Bir avuç mutlu azınlık haricinde,selamlar.
HİLAL MÜJDELERİ
Bizi bize bıraksalar yiğidim
Biz buluruz yolunu patikamızın
Kaybolup gitmeyiz kendi ormanımızda
Irmak bizim ırmağımız yiğidim
Sazan bizim sazanımız
Bizim için büyüyor
Tarla da başak
Dal da elma
Bizim toprağımızı suluyor yağmur
Ne görebiliyorsan şu ülke de yiğidim
Ve neyi göremiyorsan
Hepsi senin
Hepsi benim
Hepsi bizim yiğidim
Elinde sonunda
Bizim soframızdan geçecek hepsi
Tıpış tıpış
Kendi ayaklarıyla
Senin baban yatıyorsa
Şu mezarlıkta
Senin oğlun çalacak babanın kavalını
Yeter ki
Güven yiğidim
Allah'a
Peygamber'e
Kuran'a güven
Huzur denilen o Ebabil kuşu
Çalacaktır kapını
Çalacaktır yiğidim
Allah'tan başkasına
Sırtını dayama sen
|
|
Ankaralı
(no login) |
isim vermeyelim
No score for
this post |
October 11 2001, 5:56
PM |
Düşünce sistemini tartışırken isim vermiyorum.Amacım
çoğunlukta var olan yalın düşünceyi
boyutlandırmaktır.
Bir zamanlar Libyada çalışırken bir Polonyalı ile
tanıştım. Tanışmamızın esas nedenide isimlerimizde
bulunan üç harfi değiştirince aynı isimde oluyorduk.
Bunu da bizim ortak yanımız olarak var saydık.Dost
olduk.Arapça konusarak anlaşıyorduk.Onun ünlü bir
tesbihi vardı,imame yerine bir haç
asılıyordu.Dindardı.
Birgün kendisine dedimki ben senin gibi inanmıyorum
ve de tesbihim yok.Biz sizin gibilere gavur diyoruz.
O da gavur anlamında bir kelimenin kendi dillerinde
de var olduğunu söyledi.Peki dedim hangimiz gavuruz.
Biraz durdu ve ben sana gavur diyemem dedi.
Yanaklarından öptüm. O akşam beni evine davet etti.
Evine gidince ne göreyim bütün polonyalı arkadaşları
orda.Bir muhabbet ki değme gitsin.O akşam
polonyalılardan gördüğüm ilgi ve dostluğu ölene
kadar unutmayacağım.
Dinin mantığında sorgulanabilir düşünce yoktur.Bir
ayeti sorgulayamazsın.Günahtır.Dinden çıkarsın
.Öylece kabullenmek zorundasın. o bakımdan bizim
sözünü ettiğimiz düşünce sorgulanabilir düşüncedir.
selamlar.
|
|
Hacicavcav
(no login) |
Dema ha ole!
No score for
this post |
October 11 2001, 8:40
PM |
Sevigili Rind,
"Allah gönderdiği kitapla her işimize karışıyor"
diyerek, senin deyiminle küfre girdin. Yaşar Nuri
Öztürk adlı Trabzonlu hemşerimize de bilmeden bok
atıyorsun, sistemin adamı diye. Sistem onu tutuyorsa
adamın suçu ne?
Her neyse, Allahı her işimize karıştıran senin gibi
saftirik hemşerilerim aslında. Güzel insan olduğunu
hissetidiyorum ama, ha bu yönün yanlış.
İç ve şiir yaz sevgili gadaşum!
|
|
rind
(no login) |
Untitled
No score for
this post |
October 12 2001, 12:38
AM |
Ben Ömer Hayyam değilim cavcav,o zappirik mappirik
muhabbetini de değiştir,adamgibi konuş Yaşar nuri
Öztürk'ün kitaplarını da karıştırdım,biraz
okudum,Kuran'ı Kerim'i daha çok okuyorum tabii ki,ve
Allah ömür verdikçe de okumak istiyorum.İçki içtiğim
zamanlar şiir yazamıyorum,çünkü ben elleri
titreyen,gece gündüz sarhoş dolaşan,herde akşam orda
sabah diyen eski bir alkoliktim.Dört ay önce
bıraktım içkiyi,benim için bir problemdi içki.sarhoş
kafayla şiir yazamıyorum senin anlıyacağın.Ankaralı
söylediğin sözleri anlamaya çalışıyorum.Benim
görüşlerim Kuran'ın görüşleri değil,tartışılabilir
şeyler söylüyorum.Aslında demokrasi diyerek yola
çıkan herkesin altına imza atbileceği görüşleri
söyledim zannediyorum.Ama belli ki bazı arkadaşlar
ne kadar konuşsam,kafalarında ki peşin hükümden
vazgeçmiyorlar.Ne yapalım başkaları öyle istiyor
diye öyle olamayız.cavcavlar cırlayacak tabii
ki,zira cavcav gibi,sadece kendisini dünyanın
merkezi sayan "geri görüşlü ilericiler"her devirde
olmuştur.merhum Necip Fazıl'ın dediği gibi
Rahminde cemiyyetin ben doğum sancısıyım
Mukaddes emanetin yılmaz davacısıyım
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana
Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana
|
|
Ankaralı
(no login) |
sporla ilgili çapraz düşünceler
No score for
this post |
October 12 2001, 3:15
PM |
Bugün konumuz SPOR. çok masum, olmazsa olmaz gibi
gözüküyor.Kurcalayalım bakalım sahiden masum mu ?
Bütün devletler spor konusuna çok duyarlıdırlar.
Parasal yardım yaparlar kulüplere zamanla.Trilyonluk
yatırımlar yaparak stadyumlar,özel havuzlar,kapalı
spor salonları,çim sahalar,oto yarış pistleri
nekadar para harcanırsa harcansın halkın da hoşuna
gider dahasını ister.
İnsanlar takım tutarlar.Takımı yenilince
üzülür,kazanırsa ortalığı sevinçten savaş alanına
çevirirler.Silahlar patlar vur patlasın çal
oynasın.Bu durumda polis bile pek ses çıkarmaz
patlayan silahlara.Görende derki polis spor işine
hoşgörü ile bakıyor.
Kulübü için intihar eden Trabzonluyu
hatırlayalım.İşin içine ve felsefesine dalan
insanlar taraftar rütbesini alırlar.Bazı kulüpler
özel taraftarlık belgesi bile verirler.Cumartesi
pazar günleri zor beklenir.Dekoderciler harıl harıl
satıştadırlar.Statlarda itiş-kakış kavgalar vız
gelir tırıs gider.Taraftar ya. Renklere laf yok.İyi
oynayamayan spocuya,kaybedilen maçın antrenörüne
söver sayar.Bazı hallerde onlara satılmış,hain diye
tempo tutar taraftar.Taraftar bu, ona herşey
serbest.
Devletlerde biryandan önemli yatırımlarla sporu
desdeklemeye devam ederler.Uluslararası spor
müsabaka ları tertip ederler.Bayrakların bir kısmı
yüksek direklere asılır,bir kısmı daha kısa
olanlarına.Yandı gülüm keten helva.Önümüzdeki
müsabakaların tarihleri tespit edilir tv.lerden
naklen yayınyanır.
Eee nevar bunda.Şimdi ona bakalım: Ülkelerde yürütme
erkini elinde bulunduranlar hiç bir zaman işlerine
karışanları ve onları tenkit edenleri
sevmezler.Devamlı olarak halkın fuzuli bir gündemin
içinde olmasını ve onunla meşgul olmasından büyük
keyif alırlar."sen yoluna,ben yoluma" Eğer böyle
olmazsa milyonlarca insan bir şekilde yönetimin
açıklarını fark edecekler.Neden,çünkü boşta gezen
insanların yarısı her gün bir soruna kafasını taksa
bu da bir ay içinde biriken ve farkedilen sorunlar
kütlesi her ay bir hükümetin alaşağı edilmesine
neden olacaktır.Halk sakin kafada olursa
sorunlarının bilincine ulaşacaktır.
Şimdi üçüncü bir cepheden bakalım olaya.Bu kadar
spor hengamesi içinde taraftar ne kadar spor
yapabiliyor.Acaba haftanın belli günlerinde
tesislerden taraftarlar yararlanabiliyormu.Demek
oluyorki bukadar yatırım ve spor organizasyonları
taraftara bire bir faydası yok. Sadece para verir
maçları izler hükumete yardımcı olur.O kadar.Belki
bazı esnaf ve sanayiciler bir miktar bu işten para
kazanabiliyor, taraftarın karı nerde ben onu
arıyorum.
Efsunlandıkmı ne, biz hala taraftarız.
Spor bakanlığı var ekmek,et,süt bakanlığı yok.
sizede garip gelmiyormu.
|
|
rind
(no login) |
Untitled
No score for
this post |
October 13 2001, 5:14
AM |
Macukali abi bu gerçekten çok hoş ve balli bir
resim.yerım o dedenın sakallarıni,saat sabahın dört
buçuğunda yorgun argın iş dönüşü bu resim gerçekten
yorgunluğumu hafifletti sağolasın.
Ankaralı spor konusunu gündeme getirdin,tam yarama
parmak bastın üstad,gel de çık şu Trabzonspor
sıkıntısından şimdi.Ben 27 yaşındayım ve
Trabzonspor!un şampiyonluğunu hayal meyal
hatırlıyorum.Ama yine de mahallemin büyklerinin o
zaman ki hallerini az da olsa hatırlıyorum.Mahalle
boydan boya bordo mavi renklerle süslenir,bitirim
mahalle delikanlıları gelen geçen arabanın önünü
keser,süs parası toplarlar dı.Tabii para aldıkları
kişiler Trabzon'un insanlarıydı.haraç değil seve
seve verirlerdi,Trabzonspor denince akan sular
dururdu çünkü,ne güzel günlerdi.Fenerbahçe tabutu
yapılır,Arafilboyunda dolandırılır,sonra mahalle
kukübümüz olan gençlerbirliği kulübünün önüne
getirilir,imam cübbesi giyen bir abi tarafında"nasıl
bilirsiniz bu fenerbahçeyi"dedirtilerek cenaze
namazı kılınır,sonra tabut alınarak maşatlığa
defnedilirdi.Biz de o çocuk halimizle büyüklerin
peşinde gider,oynaya oynaya yaya yaya şaşa şaşa
Trabzon trabzon çok yaşa derdik.en azından küçükte
olasm o yaşalrda bu havayı teneffüs ettiğim için
şimdi ki çocuklara nazaran kendimi şanslı
hissediyorum.Ne yazık ki şimdi ki Trabzon çocukları
o şanstan uzak gibi görünüyor.Biz
İskender'e,Tuncay'a,Dobi hasan'a özenirdik.maç
yaparken birimiz İskender olurduk,birimiz
Tuncay.Maalesef şimdi ki Arafilboy çocukları veya
trabzon'lu miniklerimiz Emre'ye,Hakan şükür'e ne
bileyim Trabzon'lu olmayan futbolculara özeniyor.Ve
bu özenme bu takımları tutmalarına kadar
varıyor.Bende bir abileri olarak kızıyorum onlara
tabi ki,sizin kaydınızı Trabzon nüfusundan
sildireceğim diyorum,Fener'i tutan Fenerbahçe de
otursun diyorum,Trabzon'un uşağı Trabzonspor'u
tutacak diyorum.tamam iyi diyorsun da abi
diyorlar.Trabzonspor'u tutup üzüleceğimize,bu
takımları tutup seviniyoruz diyorlar.Yani demek
istediğim bu şehrin en önemli unsurlarından
birisidir Trabzonspor,Trabzonspor bir
başkaldırıdır.Taşranın aristokratlara karşı
kazandığı bir zafere benzetiyorum ben bunu,biraz
abartılı da olsa bu abartı Trabzonlu olma gururumu
okşuyor.
67'de doğdu bu renkler
Taparcasına sevdi gönüller
Öğünmek için çok haklıyız biz
Sapına kadar Trabzon'luyuz
Anakaralı bu İspanyol diktatör Franko'ya sormuş
gazeteciler,Bir diktatör olarak meşruiyetinizi bu
zamana kadar nasıl korudunuz,nasıl şimşekleri
üzerinize çekmeden bu günlere kadar geldiniz diye,O
da şöyle cevap vermiş;yirmi bin,otuz bin kişilik
beşikler (statlar) yaptım demiş,bu beşikler de
sallaya sallaya uyuttum demiş.Çok manidar
değilmi.Senin dediklerini teyid ediyor.Sabahın bu
vakti bu kadar gevezelik yeter herhalde,İnşaallah
Trabzonspor'umuzu en yakın zaman da şampiyon
görürüz,dostça kalın.
|
|
Ankaralı
(no login) |
İşte bu
No score for
this post |
October 13 2001, 10:40
AM |
Kadirciğim teşekkür ederim.
Franko örneğinle tam olarak benim anlatmak
istediğimi anlattın.
Macukalı da iyi bir örnek verdi,beterin beteri nin
ne anlama geldiğini biliyor.
Alkol hadisesini aştın,yazılar yazıyorsun gece
çalışıyorsun,düzenli bir hayata gayret
gösteriyorsun, meraklısın araştırıyorsun daha ne
olsun.
Bazı tuzu kuru hemşerilerimiz senin ortamını
düşünmeden eleştiriyorlar. Bu ucuz bir eleştiridir.
Onlar bir şekilde iyi eğitim olanakları buldular,
Trabzonlu olmanın dışında farklı şehirlerde
yaşadılar elbette görgü ve bilgileri senden çok
olabilir. Gel görki senin adamlığın biz Trabzon
dışında yaşayan hemşerilerinden daha katmerli gibi
geldi bana.
Kendi mücadelenin kahramanısın.
Dini konulara olmazsa olmaz bir yaklaşım içindesin.
Ben öyle düşünmüyorum. Yinede seni böyle düşündüğün
için eleştirmek gibi bir imtiyazım olamaz.
Bu sütün daki yazılara son veriyorum. Budnan sonra
HAZARLAR konusunu işleyeceğim. Macukalı bazı
camilerin iç işlemelerinde davut yıldızı görmüş
onlarında fotoğraflarını buraya astı.
Bi görelim bakalım Trabzonda yahudi de mi var.
Bu Trabzon varya bu Trabzon, akıl alır gibi değil,
ne ararsan var içinde.fındıklı mı ararsın fıstıklı
mı yoksa sade mi.
|
|