Lahana.org Karadeniz'in efsanevi sitesi Karalahana.com'un kardeş sitesidir!  

Hoşceldun Uşak! Habu sayfede son 24.09.2006 cuni bi şeyler edildi

Google

 

 

 

Düşünce tarzımıza henüz çok boyutluluk kavramını ekleyemedik. Böyle giderse düşündüklerimiz veya mensubu olduğumuz fikir akımlarının havuzunda çipi - çipi yapar dururuz. Bir türlü yüzmeyi öğrenemeyiz.

Solculuk,sağcılık,dincilik,putperestlik,milliyetçilik,ırkçılık tezi her ne olursa olsun bütün insani boyut taşıyan fikir akımlarında çok boyutluluğu kavrayamayanlar hiçbir yere ulaşamazlar. 1960 larda başlayan sosyalist hareket, yine 1960 ların sonunda başlayan milliyetçi hareket, Çok daha önceleri başlayan dinci hareketler ve 1970 lerde mantar gibi türeyen değişik fraksiyonlar hep bu boyutsuzluk nedeniyle kısa zamanda tükenmişlerdir. Yada fraksiyon değiştirmişlerdir. Bunlardan, milliyetçi hareketin neden daha uzun ömürlü olduğuna yazının sonunda bir açıklama getireceğim.

1960 larda (TİP) işçi partililer bütün söylemlerini fukara köylü ve işçi hakları ile ilgili olarak söylerlerdi. Radyodan gazetelerden izleyen işçi ve köylülerin çoğunluğu: “dinlemeyin şu kafirleri” derledi. Halbuki TİP lilerin bütün uğraşları bu fakir fukara kesim içindi. Öyleyse neden bu insanlar kendilerini düşünenlerden hoşlanmıyor veya onlara düşmanca davranıyordu. O zamanlarda hiçbir TİP li bunun analizini yapamıyor veya buna cesaret edemiyordu. Sorun basit di çünkü TİP in programı tek boyutlu idi. O zamanlarda “çevre”boyutu henüz bizde icat edilmemişti. Din, insan hakları,milliyet,azınlıklar,Dil,uluslar arası ilişkiler,kadın hakları, öğrenci hakları,yaşlılık,sosyal güvenceler, denizcilik,balıkçılık, tarımsal ve sanayi üretiminin durumu ve şu anda bu kadarı aklıma gelen binlerce boyut da geniş toplumsal kitlelere mesaj veremiyordu. Halktan yeteri kadar destek sağlayamayan TİP liler sonunda Devletin resmi ideoloji giyotininden kurtulamadılar.

960 ların sonunda kurulan, Erbakan’ın dinci partileri de kendilerini aynı yanlıştan kurtaramadılar. Din boyutunu öne çıkardılar diğer boyutları ihmal ettiler.

Milliyetçi olduğunu söyleyen MHP ise diğerlerinden daha avantjlı idi. Çünkü hem din hem de milliyet boyutu her fırsat da halka anlatılıyordu. Halk da birden fazla gördüğü boyutlara itibar ediyordu. On adet parti düşünün, hangisi daha fazla farklı boyut hedeflerse halkın onu tercih edeceği anlaşılıyor. Demirel buna örnektir. Onun ideolojisinin boyutları diğerlerinden daha fazla idi. Buraya kadar sözünü ettiğim çok boyutluluk siyasetle ile ilgilidir. Boyut nedir’e örnek içindir.

Şimdi de fikir (Karalahana) ortamında ki çok boyutluluk dan söz edelim, olaya duygusal değil akılcı çok boyutlu, önce olayın ilk yaşandığı ortamı düşünerek yaklaşmalıyız. Eğer bunu yapamazsak o zaman kendi doğrularımızla baş başa kalır, gerçek doğrularla çelişiriz. Öncelikle insan hakları ve çevre boyutu kantarımız olmalı.

Burada şu farkı açıklamayı da önemli buluyorum. Var sayalım ki A kişi beni anlatıyor. Şöyle dese “Ankaralı iyidir hoştur,milli,mukaddesatçı vs. yalnız bir kusuru var sigara izmaritlerini yola atar,eh artık okadar da olur.” Bu tanım yanlıştır. Zaten her insan iyi meziyet sahibi olmak zorundadır,bu bir üstünlük değildir. İnsan olmanın gereğidir. İçtiği sigarayı yola atması ise çevrecilik adına bir suçtur. Bana göre yargılanmalı ve cezasını çekmelidir. ( hoş henüz bizde böyle bir suç tanımı yok ya...) İnsan hakları ve çevre boyutu birbiriyle çelişmemelidir.

Doğruları arama ( ki, bizde herkesin doğrusu kendine. ) ancak “çok boyutlu” çalışma ve kararlar la sağlanır. Her cismi ve olayı bakış açımızdan gördüğümüz kadar olmadığını anlamalıyız.

Eleştirilerinizi bekler saygılar sunarım

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Author Reply
rind
(no login)

Untitled

No score for this post
October 7 2001, 4:20 AM 

Yazdıklarına eleştiri olarak değil,belki bir nebze katkı sağlar düşüncesiyle sevdiğim bir sözü eklemek istiyorum.

İnsan için önüne çıkan bütün yollar"yürünebilir"
yollar ise,o insan artık kaybolmuştur.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

Düşünenlere ceza

No score for this post
October 9 2001, 10:41 AM 


Bir zamanlar bilim dünyasına önemli kazanımlar sağlayan şark insanları,öyle bir gün geldiki dondular.Denilebilirki kendi bilim adamlarına ters düşmeye başladılar.pozitif düşünme yeteneklerini kaybettiler.Umudunu yitiren ileri gelenler 19.yy dan itibaren batı medeniyeti hayranlığı ve hedefini olmazsa olmaz olarak tanıtmaya başladılar.Bu tanıtım zaman içinde geniş halk kitleleri tarafından "başka çözüm yok" gibi algılandı.Bu da bu insanlarda moral değerleri darmanduman etti."artık bizden adam olmaz" sözü düzenli olarak söylenir oldu.

Daha anlaşılabilir olması bakımından 12 eylülden bir örnek vermek istiyorum.Askeri demokrasiden sivil toplum yapısına geçme sancıları çekerken 12 eylül geldi çattı.Gelen askeri yönetim bütün sivil toplum örgütlerini alaşağı etti.

Bunlardan sadece parti gençlik kolları üzerinde duracağım.Parti gençlik kollarını siyaset ormanının taze fidan üreten bahçesi olarak düşünebiliriz. 12 eylül ilk iş olarak bu bahçeleri biçti.

Önce bu bahçenin ne olup olmadığını görelim.

Geçler bu bahçede politikaya girerler. A mahallesindeki parti gençlik kollarına giren gençler politika ile tanışırlar.Zaman içinde bir kısmı elenir bir kısmıda başarılı olur.Yapılan seçimlerde kazananlar mahallelerini bir üst birlikte temsil ederler.Burada daha farklı bir ortam ve mücadele alanı vardır. Dikkat edilirse bu gençler henüz küçük yerlerde ve halkın içinde sorunlarla boğuşmaktadır.Burada da yapılan seçimlerde başarılı olanlar il merkezine gönderilirler.Yavaş yavaş alan ve sorunlar büyümektedir.Çalışmalar halkın içinde ve onların sorunları ile beraberdir.

Buraya kadar saydıklarım uzun yıllarını alıyor insanların.Nihayet burada da yapılan seçimlerle genel merkezin yolu açılır.Böylece uzun yıllar halkın içinde ve sorunları ile yaşayan insanlar çözüm yollarınıda üretirler.Eğer hırsızlık arsızlık yaparlarsa bir daha seçilemeyeceklerini bilirler. Bir süre sonra da artık devlet yönetimine hazır hale gelirler.

Şimdi başa dönelim.1980 de biçilen bu bahçelerden yeni fidanlar büyüyemedi,1990 lar acemilerin elinde kaldı ve halkın varlıkları talan edildi.

Burada anlatılmak istenen düşünceye dayanan modellerin nasıl bitaraf edildiğidir.Ne yazık ki yüzyıllardır bir bahane ile düşün ve eylem bahçelerimiz arada bir, bir şekilde talan ediliyor.

Yoğun düşünce üretmek uzun ve tecrübe isteyen bir iştir. Düşünce olaylara ve dünyaya yeni bir kapı açmaktır.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
rind
(no login)

Untitled

No score for this post
October 10 2001, 4:54 AM 

Selam Ankaralı,bu düşüncede boyut düşüncesini kafamda yoğurduktan sonra bir şiir yazdım,belki ilerki yazacaklarına bir ışık tutabilir,yazdıklarına daha sonra bizde birşeyler katabilir veya eleştirebiliriz.
Empati kelimesini,pratik de ne kadar uygulayabilirsek
çözüme yaklaşmamız o kadar kolaylaşacak diye düşünüyorum.Neyse şiire geçeyim

Bir şafak ki
Yavşak söker
Bir gün ki
Aybaşı gelsin diye geçer
Bir sevda ki
Hamburger bitene kadar sürer
Etmişim içine böyle dünyanın
Bir doğru ki
Yalana yalakalık eder
Bir silah ki
Magandanın belinde gezer
Bir şiir ki
Kafiyeye garsonluk eder
Satmışım anasını böyle dünyanın
Bir kitap ki
Soba tutuşturmaya yarar
Bir yazar ki
Şehvetli bir üslupla makale yazar
Bir baba ki
Çocuğunda şüphe arar
Bir okul ki
Kapısından öğrenci kovar
Neyini seveyim böyle dünyanın
Neyini methedeyim
Söyle
Neyini

Mutlu bir Türkiye,güzel bir Trabzon için,herkes eteğindeki taşları dökmelidir.Yoksa silinip gideceğiz bu yeryüzünden.Allah göstermesin.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

Düşman üzerine düşünceler

No score for this post
October 10 2001, 11:09 AM 

Teşekkürler Kadir.Bugün bizimkilerden bir örnek vereceğim.Bu nasıl düşünce diye sorgulayalım.

Trabzonun ve çevresinin yüksek köyleri 19.yy.ortalarında müslümanlığa bir şekilde geçtiler.Hatta önce müslüman olanlarla sonra olanlar ve de hiç olmayanlar arasında bir soğukluk oluştu.Önce müslüman olanlar en kısa zamanda isimlerinide müslüman isimleri ile değiştirip öyle devam ettiler.Sonra müslümün olanlar ise özellikle kadınlarının isimlerini eski hırıstiyan isimleri olarak kullanmaya devam ettiler.20.yy.lın ilk yarısında bu böyle devam etti."Bunun tanıklarının halen hayatta olanları vardır.İsimlerini burada vermem doğru olmaz.

" Hiç müslüman olmayanlarda bilindiği üzere ülkeden çıkarıldı. Şimdi başa dönelim. 150 yıl toplum hayatında uzun bir zaman değildir. 150 yıl önce dost ve kapı komşu olan bu insanlar bugün biribirleri için birinci derecede düşman konumundadırlar. Bu mantığı nasıl izah edebiliriz.

Ekonomimizi çökertip hergün cebimizdeki parayı çalan insanlar dostumuz. 80 yıl önceki komşularımız "dış"düşmanımız.Böyle akılsızca bir düşünceye nasıl oluyorda itibar ediyoruz.

Anlayamıyoruzki onların sanal düşmanlığını yok sayarsak cebimizdeki parayıda kurtaracağız.Hırsızlar dikkatimizi başka tarafa yönlendiriyor emeğimizi çalıyorlar,adınada enflasyon diyorlar.Düzenli olarak iç ve dış düşman üretiyorlar.Arada sırada da "şeytan azapta gerek"derler,yinede anlayamıyoruz.

Şimdi yeniden birlikte düşünelim Enflasyon adı altında rızkımızı bölüşenler mi yoksa Trabzondan selaniğe göç eden eski hemşerilermiz mi düşmanımız.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
rind
(no login)

Untitled

No score for this post
October 11 2001, 2:03 AM 

Düşman tabii ki selaniğe veya bir başka yere göç etmek zorunda olan hemşehrilerimiz değil,sadece bir düşmanımız var,kendi korkularımızdan başka düşmanımız yok aslında,korkularımızı sıralamaya çalışayım;düşünceden korkuyoruz,kitap okuyan insanlardan,türkülerden,şiirden,kılık kıyafetten,tarihimizi öğrenmekten vs bunları çoğaltmak mümkün.Bir de bizim haricimizde sistemin korkuları var.rejim bir kısım insanlarını sevmiyor,bir kısım insanlarına bir takım yaftalar takarak onlarn isteklerinin yersizliğinden,uygunsuzluğundan bahsediyor.Demokrasi adına demokrasi katlediliyor.peki kimleri sevmiyor sistem;sistem Türkiye coğrafyasında bir bölgeye ait saydığı insanları sevmiyor,kürtleri sevmiyor sistem,onları kaka sayıyor,kültürünü yok sayıyor,türküsünü,dilini,giyim tarzını değiştirmeye çalışıyor.Maalesef bütün bunları ülkede demokrasiyi yerleştirmek bahanesine gizlenerek yapıyor.İşte burada demkrasinin amaç mı?yoksa araç mı? olduğu sorusu idter istemez kendisini sorduruyor.demokrasi bir amaçsa dipçik zoruyla getirilebilecek bir demokrasi yani buna herhalde militan demokrasi deniyor,ne kadar doğru tartışılır.eğer bir araçsa demokrasi bu sefer taşlar yerine oturuyor gibi oluyor şöyle ki,sistem insanlarının bütün özgürlüklerini yaşayabilmeleri için demokrasiyi hizmetkar kılıyor.bütün avrupa ülkelrinde bu böyle algılanıyor,yani avrupa demokrasiyi bir araç olarak görüyor.
Sistemin sevmediği diğer insanlar;sistem müslmanları da sevmiyor,onları öğretisini kendinin belirlediği bir din anlayışını dayatıyor.kabul etmeyenlere mürteci,yobaz,gerici,irticacı diyerek haklılığını entellektüel alanda ispatlama gayretinde.Bunu bir nebze başarıyor gibi göründüğü anda İsalamın evrensel mesajlarına boyun eğmek zorunda kalıyor.Yani sistem geriyor insanlarını;sürekli milliyetçlik aşılıyarak ayakta kalma gayretinde,bunun için güneş dil teorileri üretiyor,Milli duyguları okşayarak,kitap okumayan,düşünene yanaşmayan,ekemek derdinde olan milletimizi,bir takım insanlrı öcü gösterek uyutuyor.tabii ki ankaralı bu insanlar yetmiş seksen sene önce bu şehirden gitmiş insanları,Trabzon'a olan özlemini dile getiren insanları düşman sayıyor.Yani minareyi çalan sistem,kılıfını önceden hazırlıyor.Bana göre Türkiye de demokrasi kürtlerin ve müslümanların özgürleşmesinden geçiyor.tabii ki bu bir başlangıç olabilir,mesele bitmiş sayılmaz.
Kısa bir şiirle bağlamaya çalışayım düşüncelerimi.

Ömrünü bir çöptenekesi olarak geçirmek
Bir kürek kadar iş görmediğim şu dünya da
Soylu bir davranış gibi geliyor bana
Ne kadar çöpüm
Ne kadar tenekeyim
Bilemiyorum
Bildiğim tek şey var
Çöp kokuyorum

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
rind
(no login)

peki kimi seviyor sistem

No score for this post
October 11 2001, 4:09 PM 

Trabzon'a olan özlemini dile getiren,bir şekilde göç ettirilen hemşehrilerimize küfür edenleri seviyor.Çünkü bu insanlar sistemin fedailiğine soyunmuşlardır,yani bir nevi düzenin kerhanesini bekliyorlar.Tabii bu işi bedava yaptıklarını vatan için yaptıklarını söyleyerek halkımızın gözünde büyüme gayretindeler.
Laila burjuvalarını seviyor sistem.Extasy,lsd kullanan,gece gündüz tapinen gençleri seviyor.İmam hatipli gençleri sevmiyor sistem,düşünmeyen gençleri seviyor,üretmeyen,aklı fikri belden aşağı muhabbetler de olan gençleri seviyor.Varoşları sevmiyor,hatta bir zamanlar sırtını varoşlara dayayan Zülfü Livaneli gibi insanlar bile,köşe yazılarında varoşların pis kokusundan dem vurmayı,müzik zevklerinin iğrençliğini hatırlatmayı,lahmacun ve çöp koktuklarını yazmayı kendilerine görev bilmektedirler,Benim gibi pireye kızıp yorganı yakan bir Karadeniz'li için,evinde bu sanatçıya ait ne kadar kaset varsa hepsini kırmak bir görev oluyor.yani Ankaralı insan düşmeye görsün,ilk tekmeyi dost bildiğinden yiyor.
Sistem,Kuran'ı kerim'i incil'leştirmeye çalışan Yaşar Nuri Öztürk gibi ilahiyatçıları seviyor.hergün televizyona çıkartarak,insanları içi boşaltılmış bir dine inandırmaya çalışıyor.Hristiyanların kiliseye hapsettiği Allah'ı,sistem işbirlikçi hocaların yardımıyla camiye hapsetme derdinde,fakat "Lailaheillallah"diyen her müslüman şunu idrak etmelidir ki,Allah gönderdiği kitabında bizim her şeyimize karışıyor,Oysa sistem Allah'ı bazı işlere karıltırmama derdinde.Bu anlamda işbirlikçi hocaları baş tacı yapıyor.
Güneydoğu'da ki,feodal yapıyı koruyan toprak ağalarını da çok seviyor sistem,Onları her genel seçimde milletvekili olarak mecliste görebilmemiz mümkün,Bu insanların nasıl milliyetçi,Türkçü söylemlere destek olduğunu ispatlayan en güzel örneklerden birisi susurluk kazasında ortaya çıkmıştır.Bir yanda Bir Türk gladyosu.diğer yanda devletin emniyet müdürü,diğer yanda ise,hem milletvekili ve hemde bir toprak ağası.Sistemin işleyişini gözler önüne sermeye yetip artıyor bile.yani ankaralı sözün özü,sistem bu ülkede sayıları ancak bir milyon civarında insanları seviyor.Vatanı vatan yapan unsur o ülkenin vatandaşlarıdır diya diye düşünüyorum.Vatandaşımın vatanı vardır,maalesef vatanımın vatandaşları yoktur.Bir avuç mutlu azınlık haricinde,selamlar.

HİLAL MÜJDELERİ
Bizi bize bıraksalar yiğidim
Biz buluruz yolunu patikamızın
Kaybolup gitmeyiz kendi ormanımızda
Irmak bizim ırmağımız yiğidim
Sazan bizim sazanımız
Bizim için büyüyor
Tarla da başak
Dal da elma
Bizim toprağımızı suluyor yağmur
Ne görebiliyorsan şu ülke de yiğidim
Ve neyi göremiyorsan
Hepsi senin
Hepsi benim
Hepsi bizim yiğidim
Elinde sonunda
Bizim soframızdan geçecek hepsi
Tıpış tıpış
Kendi ayaklarıyla
Senin baban yatıyorsa
Şu mezarlıkta
Senin oğlun çalacak babanın kavalını
Yeter ki
Güven yiğidim
Allah'a
Peygamber'e
Kuran'a güven
Huzur denilen o Ebabil kuşu
Çalacaktır kapını
Çalacaktır yiğidim
Allah'tan başkasına
Sırtını dayama sen

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

isim vermeyelim

No score for this post
October 11 2001, 5:56 PM 


Düşünce sistemini tartışırken isim vermiyorum.Amacım çoğunlukta var olan yalın düşünceyi boyutlandırmaktır.

Bir zamanlar Libyada çalışırken bir Polonyalı ile tanıştım. Tanışmamızın esas nedenide isimlerimizde bulunan üç harfi değiştirince aynı isimde oluyorduk. Bunu da bizim ortak yanımız olarak var saydık.Dost olduk.Arapça konusarak anlaşıyorduk.Onun ünlü bir tesbihi vardı,imame yerine bir haç asılıyordu.Dindardı.

Birgün kendisine dedimki ben senin gibi inanmıyorum ve de tesbihim yok.Biz sizin gibilere gavur diyoruz. O da gavur anlamında bir kelimenin kendi dillerinde de var olduğunu söyledi.Peki dedim hangimiz gavuruz. Biraz durdu ve ben sana gavur diyemem dedi.

Yanaklarından öptüm. O akşam beni evine davet etti. Evine gidince ne göreyim bütün polonyalı arkadaşları orda.Bir muhabbet ki değme gitsin.O akşam polonyalılardan gördüğüm ilgi ve dostluğu ölene kadar unutmayacağım.

Dinin mantığında sorgulanabilir düşünce yoktur.Bir ayeti sorgulayamazsın.Günahtır.Dinden çıkarsın .Öylece kabullenmek zorundasın. o bakımdan bizim sözünü ettiğimiz düşünce sorgulanabilir düşüncedir.

selamlar.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Hacicavcav
(no login)

Dema ha ole!

No score for this post
October 11 2001, 8:40 PM 

Sevigili Rind,

"Allah gönderdiği kitapla her işimize karışıyor" diyerek, senin deyiminle küfre girdin. Yaşar Nuri Öztürk adlı Trabzonlu hemşerimize de bilmeden bok atıyorsun, sistemin adamı diye. Sistem onu tutuyorsa adamın suçu ne?

Her neyse, Allahı her işimize karıştıran senin gibi saftirik hemşerilerim aslında. Güzel insan olduğunu hissetidiyorum ama, ha bu yönün yanlış.

İç ve şiir yaz sevgili gadaşum!

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
rind
(no login)

Untitled

No score for this post
October 12 2001, 12:38 AM 

Ben Ömer Hayyam değilim cavcav,o zappirik mappirik muhabbetini de değiştir,adamgibi konuş Yaşar nuri Öztürk'ün kitaplarını da karıştırdım,biraz okudum,Kuran'ı Kerim'i daha çok okuyorum tabii ki,ve Allah ömür verdikçe de okumak istiyorum.İçki içtiğim zamanlar şiir yazamıyorum,çünkü ben elleri titreyen,gece gündüz sarhoş dolaşan,herde akşam orda sabah diyen eski bir alkoliktim.Dört ay önce bıraktım içkiyi,benim için bir problemdi içki.sarhoş kafayla şiir yazamıyorum senin anlıyacağın.Ankaralı söylediğin sözleri anlamaya çalışıyorum.Benim görüşlerim Kuran'ın görüşleri değil,tartışılabilir şeyler söylüyorum.Aslında demokrasi diyerek yola çıkan herkesin altına imza atbileceği görüşleri söyledim zannediyorum.Ama belli ki bazı arkadaşlar ne kadar konuşsam,kafalarında ki peşin hükümden vazgeçmiyorlar.Ne yapalım başkaları öyle istiyor diye öyle olamayız.cavcavlar cırlayacak tabii ki,zira cavcav gibi,sadece kendisini dünyanın merkezi sayan "geri görüşlü ilericiler"her devirde olmuştur.merhum Necip Fazıl'ın dediği gibi

Rahminde cemiyyetin ben doğum sancısıyım
Mukaddes emanetin yılmaz davacısıyım
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana
Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana


 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

sporla ilgili çapraz düşünceler

No score for this post
October 12 2001, 3:15 PM 


Bugün konumuz SPOR. çok masum, olmazsa olmaz gibi gözüküyor.Kurcalayalım bakalım sahiden masum mu ?

Bütün devletler spor konusuna çok duyarlıdırlar. Parasal yardım yaparlar kulüplere zamanla.Trilyonluk yatırımlar yaparak stadyumlar,özel havuzlar,kapalı spor salonları,çim sahalar,oto yarış pistleri nekadar para harcanırsa harcansın halkın da hoşuna gider dahasını ister.

İnsanlar takım tutarlar.Takımı yenilince üzülür,kazanırsa ortalığı sevinçten savaş alanına çevirirler.Silahlar patlar vur patlasın çal oynasın.Bu durumda polis bile pek ses çıkarmaz patlayan silahlara.Görende derki polis spor işine hoşgörü ile bakıyor.

Kulübü için intihar eden Trabzonluyu hatırlayalım.İşin içine ve felsefesine dalan insanlar taraftar rütbesini alırlar.Bazı kulüpler özel taraftarlık belgesi bile verirler.Cumartesi pazar günleri zor beklenir.Dekoderciler harıl harıl satıştadırlar.Statlarda itiş-kakış kavgalar vız gelir tırıs gider.Taraftar ya. Renklere laf yok.İyi oynayamayan spocuya,kaybedilen maçın antrenörüne söver sayar.Bazı hallerde onlara satılmış,hain diye tempo tutar taraftar.Taraftar bu, ona herşey serbest.

Devletlerde biryandan önemli yatırımlarla sporu desdeklemeye devam ederler.Uluslararası spor müsabaka ları tertip ederler.Bayrakların bir kısmı yüksek direklere asılır,bir kısmı daha kısa olanlarına.Yandı gülüm keten helva.Önümüzdeki müsabakaların tarihleri tespit edilir tv.lerden naklen yayınyanır.

Eee nevar bunda.Şimdi ona bakalım: Ülkelerde yürütme erkini elinde bulunduranlar hiç bir zaman işlerine karışanları ve onları tenkit edenleri sevmezler.Devamlı olarak halkın fuzuli bir gündemin içinde olmasını ve onunla meşgul olmasından büyük keyif alırlar."sen yoluna,ben yoluma" Eğer böyle olmazsa milyonlarca insan bir şekilde yönetimin açıklarını fark edecekler.Neden,çünkü boşta gezen insanların yarısı her gün bir soruna kafasını taksa bu da bir ay içinde biriken ve farkedilen sorunlar kütlesi her ay bir hükümetin alaşağı edilmesine neden olacaktır.Halk sakin kafada olursa sorunlarının bilincine ulaşacaktır.

Şimdi üçüncü bir cepheden bakalım olaya.Bu kadar spor hengamesi içinde taraftar ne kadar spor yapabiliyor.Acaba haftanın belli günlerinde tesislerden taraftarlar yararlanabiliyormu.Demek oluyorki bukadar yatırım ve spor organizasyonları taraftara bire bir faydası yok. Sadece para verir maçları izler hükumete yardımcı olur.O kadar.Belki bazı esnaf ve sanayiciler bir miktar bu işten para kazanabiliyor, taraftarın karı nerde ben onu arıyorum.

Efsunlandıkmı ne, biz hala taraftarız.

Spor bakanlığı var ekmek,et,süt bakanlığı yok. sizede garip gelmiyormu.

 
rind
(no login)

Untitled

No score for this post
October 13 2001, 5:14 AM 

Macukali abi bu gerçekten çok hoş ve balli bir resim.yerım o dedenın sakallarıni,saat sabahın dört buçuğunda yorgun argın iş dönüşü bu resim gerçekten yorgunluğumu hafifletti sağolasın.
Ankaralı spor konusunu gündeme getirdin,tam yarama parmak bastın üstad,gel de çık şu Trabzonspor sıkıntısından şimdi.Ben 27 yaşındayım ve Trabzonspor!un şampiyonluğunu hayal meyal hatırlıyorum.Ama yine de mahallemin büyklerinin o zaman ki hallerini az da olsa hatırlıyorum.Mahalle boydan boya bordo mavi renklerle süslenir,bitirim mahalle delikanlıları gelen geçen arabanın önünü keser,süs parası toplarlar dı.Tabii para aldıkları kişiler Trabzon'un insanlarıydı.haraç değil seve seve verirlerdi,Trabzonspor denince akan sular dururdu çünkü,ne güzel günlerdi.Fenerbahçe tabutu yapılır,Arafilboyunda dolandırılır,sonra mahalle kukübümüz olan gençlerbirliği kulübünün önüne getirilir,imam cübbesi giyen bir abi tarafında"nasıl bilirsiniz bu fenerbahçeyi"dedirtilerek cenaze namazı kılınır,sonra tabut alınarak maşatlığa defnedilirdi.Biz de o çocuk halimizle büyüklerin peşinde gider,oynaya oynaya yaya yaya şaşa şaşa Trabzon trabzon çok yaşa derdik.en azından küçükte olasm o yaşalrda bu havayı teneffüs ettiğim için şimdi ki çocuklara nazaran kendimi şanslı hissediyorum.Ne yazık ki şimdi ki Trabzon çocukları o şanstan uzak gibi görünüyor.Biz İskender'e,Tuncay'a,Dobi hasan'a özenirdik.maç yaparken birimiz İskender olurduk,birimiz Tuncay.Maalesef şimdi ki Arafilboy çocukları veya trabzon'lu miniklerimiz Emre'ye,Hakan şükür'e ne bileyim Trabzon'lu olmayan futbolculara özeniyor.Ve bu özenme bu takımları tutmalarına kadar varıyor.Bende bir abileri olarak kızıyorum onlara tabi ki,sizin kaydınızı Trabzon nüfusundan sildireceğim diyorum,Fener'i tutan Fenerbahçe de otursun diyorum,Trabzon'un uşağı Trabzonspor'u tutacak diyorum.tamam iyi diyorsun da abi diyorlar.Trabzonspor'u tutup üzüleceğimize,bu takımları tutup seviniyoruz diyorlar.Yani demek istediğim bu şehrin en önemli unsurlarından birisidir Trabzonspor,Trabzonspor bir başkaldırıdır.Taşranın aristokratlara karşı kazandığı bir zafere benzetiyorum ben bunu,biraz abartılı da olsa bu abartı Trabzonlu olma gururumu okşuyor.
67'de doğdu bu renkler
Taparcasına sevdi gönüller
Öğünmek için çok haklıyız biz
Sapına kadar Trabzon'luyuz
Anakaralı bu İspanyol diktatör Franko'ya sormuş gazeteciler,Bir diktatör olarak meşruiyetinizi bu zamana kadar nasıl korudunuz,nasıl şimşekleri üzerinize çekmeden bu günlere kadar geldiniz diye,O da şöyle cevap vermiş;yirmi bin,otuz bin kişilik beşikler (statlar) yaptım demiş,bu beşikler de sallaya sallaya uyuttum demiş.Çok manidar değilmi.Senin dediklerini teyid ediyor.Sabahın bu vakti bu kadar gevezelik yeter herhalde,İnşaallah Trabzonspor'umuzu en yakın zaman da şampiyon görürüz,dostça kalın.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

İşte bu

No score for this post
October 13 2001, 10:40 AM 


Kadirciğim teşekkür ederim.
Franko örneğinle tam olarak benim anlatmak istediğimi anlattın.
Macukalı da iyi bir örnek verdi,beterin beteri nin ne anlama geldiğini biliyor.

Alkol hadisesini aştın,yazılar yazıyorsun gece çalışıyorsun,düzenli bir hayata gayret gösteriyorsun, meraklısın araştırıyorsun daha ne olsun.

Bazı tuzu kuru hemşerilerimiz senin ortamını düşünmeden eleştiriyorlar. Bu ucuz bir eleştiridir. Onlar bir şekilde iyi eğitim olanakları buldular, Trabzonlu olmanın dışında farklı şehirlerde yaşadılar elbette görgü ve bilgileri senden çok olabilir. Gel görki senin adamlığın biz Trabzon dışında yaşayan hemşerilerinden daha katmerli gibi geldi bana.
Kendi mücadelenin kahramanısın.

Dini konulara olmazsa olmaz bir yaklaşım içindesin. Ben öyle düşünmüyorum. Yinede seni böyle düşündüğün için eleştirmek gibi bir imtiyazım olamaz.

Bu sütün daki yazılara son veriyorum. Budnan sonra HAZARLAR konusunu işleyeceğim. Macukalı bazı camilerin iç işlemelerinde davut yıldızı görmüş onlarında fotoğraflarını buraya astı.

Bi görelim bakalım Trabzonda yahudi de mi var.

Bu Trabzon varya bu Trabzon, akıl alır gibi değil, ne ararsan var içinde.fındıklı mı ararsın fıstıklı mı yoksa sade mi.