Lahana.org Karadeniz'in efsanevi sitesi Karalahana.com'un kardeş sitesidir!  

Hoşceldun Uşak! Habu sayfede son 24.09.2006 cuni bi şeyler edildi

Google

 

 
ETNİK KİMLİK UYANIŞI

20. yüzyılın son on yılında, yaşadıkları coğrafyada siyasi bir egemenliği olamayan etnik gruplarda bir uyanış görüldü. Bu uyanışı tetikleyen en önemli etken Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’nın yeni bir kimliğe bürünmesi gerçeğidir. Buradan hemen şu sonuç çıkarılabilir; SSCB’nin resmi sosyalizm anlayışı milliyetçiliği ve etnik kültürleri yok etmediyse bile, bu kültürlerin tehdit oluşturacak bir kimliğe dönüşmesine izin vermiyordu.

Ancak, etnik gruplardaki bu uyanışın yalnızca eski SSCB ve Yugoslavya sınırları dahilinde kalmamış olması, konunun yalnızca resmi sosyalizm anlayışıyla sınırlandırılmasını engelliyor.

Son yüzyılda kapitalist ulus devletlerce ve sosyalist “proletarya diktatörleri”nce aşağılanan, yok sayılan, mevcut siyasi egemenlikler içerisinde eritilmeye ve asimile edilmeye çalışılan etnik grupların uyanışı, özünde bir başkaldırı sürecidir. Bu başkaldırı egemenlere karşı, bir kölenin sahibine isyan edişine benzemektedir, klasik, yani sınıfsal içeriği yoktur (SİLAH SAĞLAYAN GÜÇLER AYRI BİR TARTIŞMA KONUSUDUR.).

SSCB’de Rus hegomanyasına, Yugoslavya’da Sırp, Balkanlar’da mevcut iktidarlara karşı başlayan isyanın temelinde yalnızca siyasi ve etnik sorunlar yatmamaktadır. Bu ülkelerde ve coğrafyalarında uygulanan ekonomik sistemlerin iflas etmeleri, refah düzeylerinin birdenbire dibe vurması geleceğe dair umutları azaltmış, çoktandır saklı tutulan sorunları su üstüne çıkarmıştır.

Türkiye, eski “sosyalist” ülkelerle aynı olmasa da kendine özgü benzer bir süreç yaşamaktadır.

Doğaldır ki, Türk yurtseverleri Kafkasya’da, Balkanlar’da oluşan kaos ortamının ülkelerinde yaşanmamasını istiyorlar. Ancak bunun yolunun Türkiye’de yaşayan etnik grupları/kültürleri baskı altına almak olmadığının bilincinde değiller. Çok sık sözü edilen Türkiyenin “Jeopolitik” konumu, sorunun çözümüne hiç bir zaman katkısı olmayacaktır. Tam tersine (gerekçe yalnızca bu ise) sorunları çıkmaz bir sokağa itecektir.

Sorunun çözümü yaşayan tüm etnik grupları/kültürleri sıcak bir savaşa girmeden, olduğu gibi tanımaktır. Bunun yolu da bilimin ve demokrasinin emrettiği kurallara harfiyen uymaktan geçer.

Karadeniz örneğinde yaşanan, Karadenizlilerin Laz mıdır, Gürcü müdür, Rum mudur, Türk müdür tartışmaları bu kültürleri ve etnik grupları tanımaya yardımcı olabilir. Ancak “Bize Laz olduğumuz öğretildi, Gürcü veya Rum olduğumuz öğretildi.” türü yaklaşımlar yeni bir egemen kültür anlayışına hizmet eder ve bu anlayışların da içeriği, böylesi bir amaç güdülmese bile içten içe siyasidir, siyasi değilse bal gibi bir dayatmadır.

Yüzyılların dayattığı kültür erezyonu insanlarımızın kendi kimliğini ifade etmesini güçleştiriyor. Şans eseri ayakta kalan kimlikler ve kültürler, başka kimliklerin varlığına ya dayanamıyor veya işine gelmediği için yok etmek, egemenlik altına almak istiyor.

Bu durumda en doğru ve insancıl yolun, herkesin kendini ifade edebildiği bir dünya olduğuna inanıyorum. Ancak devraldığımız kötü mirasları yabana atamıyorum (savaş, yok etme, baskı, işkence gibi).

Bu sitede, yani karalahana.com’da birçok kişinin kendini özgürce ifade ettiğini görüyor ve seviniyorum. Bazılarının bundan rahatsız olması doğaldır. Yine de, özgürlüğün birçok rahatsızlığın tedavisini sağlamaya yardımcı olduğuna tanık olmuş birisi olarak, rahatsızlardan da rahatsız olmamanın gerektiğine inanıyorum.

Bırakın isteyen kendini Türk, Laz, Rum veya Gürcü hissetsin. Göreceksiniz, gelecekte (çok uzak değil) bu tartışmalara, biz neleri tartışmışız diye gülüp geçeceğiz.

(La, inşallah ha bu son deduğum tutar da şerefine bi horom ederuk. Webmaster’umuzi da aluruk ortaya doneruk!)

Bazen böyle ciddi yazılar yazmak çok canımı sıkıyor. Ben bizim uşaklarla mavra yapmak istiyorum. Ha bole ciddi meselelerle uğraşırken, hayatı dalgaya alan yanımızı unutuyor ve birbirimizin sabrını zorluyoruz.

Trapezan’i ole ozledum ki (içinde epey sivri buyukli arkadaşlarum da var), sormayun!

Ah olan ahhhh Of Tağlariiiii.......


Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Author Reply
 

Untitled

No score for this post
June 27 2001, 9:48 PM 


Sıcak mesajın ve gelecek için umut verdiğin için teşekkürler.
19.yüzyılda yapılması gereken tartışmaları yazık ki bilinen şartlardan dolayı 2001 yılında yapıyoruz. Kürtler, kart kurt sesi olmadıklarını anlayabilmemiz için sancılı bir mücadele verdiler. Herşey en ince detayına kadar, komplekssizce, dayatma olmadan tartışılabilinmelidir. Buna mecburuz, bu da bir dayatma da değildir. Burası amatör bir internet sayfasıdır, hizmet ettiği tek şey Karadenizdir. Server kirasını benim verdiğim sürece de bazen bilinçli çoğu zaman bilinçsizce de olsa tarafımdan yönlendirilecektir.
Bir etnik gruba değilde bir bölgede yaşayan ve o zaman kadar etnik bir şuura sahip olamamış, çağlar boyunca kültürel erozyona uğramış insanların tümüne birden, o zaman kadar kendilerini bir şekilde adlandıramadılarsa da isim vermek zordur. Hele hele bu isim halkın o zaman kadar duyup benimsemediği bir terimlerse...

Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
 

Operum yanaklarundan!

No score for this post
June 28 2001, 12:45 AM 



Bu bizim uşaklara sitede sağlanan olanak belki de senin tahmin edemeyeceğin kadar değerli. Örneğin ben, hiç tanımadığım ve tanıyamayacağım kişilerle mektuplaşıyorum. Bazen yanıt alıyor, bazen alamıyorum. Ama düşüncelerimi, yanıt vermeyenlerle bile paylaştığımı hissediyorum. Gerçek alemde yaşayamadığım hazzı sanal alemde alıyorum. Ne acaip bi dünya bu. İster istemez farklı duygular ve düşünceler ediniyorsun.

Kişisel olarak her türlü sataşmaya, düşüncelerime karşı çıkışa varım. Çünkü bu işime geliyor. Fikirlerimi sınıyorum. Neyi yanlış, neyi doğru düşündüğümü, eğer karşı çıkan olursa daha kolay anlıyorum. O yüzden ben, her türlü düşünceye ilk önce bir karşı çıkışla, itirazla yanıt verilmesinden yanayım. Bu zaten kendi içimizde de olması gereken bir davranıştır.

Senin de yazdığın gibi, üstat Sokrates Atina'da etrafına halkı toplayıp inadına soru sorarmış. Başlarda rahatsız olmayan Atina iktidarı, sonraları soru sormanın ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu anlayınca ünlü filozofumuzu (güya) yargılayıp idam etmiş. Oysa bugün mahkum olanlar iktidardaki o zamanın Yunanlıları. O yüzden bu sitede sık sık sorularla karşılaşmayı bir kazanç ve gelişme saymalıyız. Çünkü her soru etrafımızda örülen taşları yerinden oynatıyor. Doğru bildiğimiz birçok şeyin yanlış olduğunu ancak sorularımızın yardımıyla anlayabiliyoruz. Sorulardan rahatsız olmayan insanlar ve bir ülke özlemimiz var. O yüzden geleceğe umutla bakmaktan başka çaremiz yok.

Çocukken yaramazlık yaptığımda dövüleceğimi anlar, nenemin süt kokan kucağına sığınır, başımı memelerinin arasına saklardım. Kimse elleyemezdi beni, nenemin saygınlığı beni korurdu. Benim için ülke, yurt ya da vatan bu anlama gelmektedir.

Türkiye'nin nenem kadar şefkatli bir ülke olmasını istiyorum. Gerisi yalan......

Bütün gardaşlarumi yanaklarindan öpebileceğum günlere...