Lahana.org Karadeniz'in efsanevi sitesi Karalahana.com'un kardeş sitesidir!  

Hoşceldun Uşak! Habu sayfede son 24.09.2006 cuni bi şeyler edildi

Google

 

 

 

Sabah Şekerleri horon edeyi

January 3 2002 at 1:46 AM
No score for this post
webmaster  (no login)





Sabah programlarının hepsinde bir Kardeniz fırtınası esiyor. Karadeniz yemekleri seyircilere tattırılıyor, horon ekipleri yeni yetme türkülerin arkasında oynuyor, sabah şekeri sunucularla içli dışlı olan disco horocular...
Özellikle bu sabah aklımı oynatacaktım: nerdeyse bütün kanallarda horon eşliğinde Karadeniz ezgileri okuyan pop- horon cular vardı.
Bu hoş gelişmede madalyonun birde arka yüzü var tabi ki. Siyasette her zaman işe yarayan bir prensip vardır.
Yok edemediğin bir şeymi mi var?
Bırak popüler olsun, lümpenlerin eline düşsün... ya kendiliğinden yok olacak, yada öyle bir şekle girecektir ki en inançlı savunucularının bile midesini bulandıracaktır.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Author Reply
Ankaralı
(no login)

Gene şarklılığın tuttu

No score for this post
January 3 2002, 8:25 AM 


Şu ingilizler var ya,bir garip millet. Ne üretirlerse ona bayraklarını yapıştırırlar. Ayakkabı, şort, tişort, vs dikkat ettim bayraklarına hiç bir şey olmuyor.Aksine dünyada herkes o bayrağı tanıyor. Biliyor.

Bizde bu yasaktır.

Şimdi elalem bizim yerimize horonu popüleştiriyor bizimkiler şarklılığı elden bırakmıyor. yapma hocam, koy ayinlerde bile horon oynansın. Oynansında nasıl oynanırsa oynansın. Horon aşınmaz, işleyen demir pas tutmaz. Madakaskardakilerde horonu biraz değiştirip oynasa Trabzonlulara ne zararı olur.

Yolumuz düşerse bizde onlarla oynarız.Fenamı olur.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
rind
(no login)

Re: Gene şarklılığın tuttu

No score for this post
January 3 2002, 11:47 PM 

Sevgili ankaralı,Webmaster bir karadenizli hassasiyetiyle gördüğü çarpıklığı,yozlaşmayı dile getirmiş.Bence kaygılarında baştan sona haklıdır.Sende bir karadenizli olarak bu yozlaşmadan memnunluk duymamız gerektiğini söylüyorsun.Yani trans,techno müziğinin arasına serpiştirilmiş nurcanımlar,kuş foli kırma kollarını filan masum birer çalışma olarak görüyorsun.Bunu da nasıl yapıyorsun bilmem ingiliz bayrağıyla aynı teraziye koyup,bak onlara birşey olmuyor aksine büyüyorlar diyorsun.ingilizler imal ettikleri ürünlere ingiliz bayrağı yapıştırıyorlar,biraz fransız bayrağından,biraz italyan bayrağından,etrafına başka bayraklardan serpiştirmiyorlar zengin görünsün diye.Ama biz öylemi;kemençenin yanına biraz bateri,biraz safsafon,ne bileyim işte techno trans havaları filan.Kelime oyunlarıyla zeytin yağı gibi su yüzüne çıkmak kolay olabilir.Fakat bir kültürün böyle sefil hale düşürülmesini seyretmek,her karadeniz çocuğuna çok zor gelir.Şuna inan ki ankaralı kardeşim,Buna da en fazla sen üzülürsün.Sağlıcakla kal
 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
webmaster
(no login)

Şoniçe

No score for this post
January 4 2002, 1:11 AM 


Sevgili Ankaralı hiç sampler kullandınızmı? Sampler'ın ne olduğunu bilmeyen ziyaretçiler için ukallalık olarak algılanmamasını
umut ederek açıklayayım: Sampler Elektro piano görünümünde, içinde mikroprocessoru olan bir müzik aletidir. Org, syntheseizer ve e. pianodan farkı bu enstrumanda kullanılan seslerin acustik çalgıların labaratuvarda üretilmiş taklitleri değil, bire bir örneklemesi olmasıdır. Yani zurnacı, darbukacı, kemancı, kanuncu, klarnetçi çingeneleri tek tek yanınıza çağırır ve enstrumanlarının seslerini kaydedersiniz. Onlar gittikten sonra tek başınıza yeteneğinizle orantılı olarak samplerinizla başbaşa 9/8 lik çılgın Roman eğlenceleri hazırlayabilirsiniz. Tabi ki enstruman seçimi size kalmış Hint tablasını, Peru pan flütünü, Nijerya Udu davullarını, Hawai gitarı Ukulele ve Kürt zurnasını kullandığınız bir sentez de yapabilirsiniz. Yaptığınız beste yada düzenleme takdirde edelebilir ama bu çalışma bir sanat yapıtı olmasına rağmen asla "tabii" değildir. 80 lerin sonlarında Yanni, Vangelis, Lynch gibi yüzlerce new age müzisyeni bu tür "sanal" bir kült oluşturmuştu. Hepsine hayrandım.
Halk müziğiyle sanat müziğini karıştırmayalım. Burada sanat müziği derken yernie göre Türk sanat müziğinden, Jazz'a, hatta Klasik batı müziğinide kastediyorum.
Halk müziği ait olduğu "halkın" genel özelliklerinin aynasıdır; değilse zaten artık halk müziği değil bir çeşit sentez dir ve artık başka bir başlık altında değerlendirilmelidir.
Doğa'da her şey rastgele belkide anlayamadığımız bir ilahi bir düzen içinde sürüp gider. Tohum toprağa düşer, filizlenir, büyür, çiçek açar, döllenir de binlerce tohum verir. Bu çiçeklerden kimini yel kimini sel alır, kimide toprağa kalır çürür gider. Endüstri toplumu denilen beyyuk devrim karşısına çıkana kadar insanoğluda bu döngü içinde yer alıyordu. Bir yiğit askere gider de dönemez, köyün güzel kızını sevmediği birine verirlerde canına kıyar, sevdalı olduğunuz kişi uzaklara gider v.s. .. Kısacası hayatın olağan akışı içinde toplumda bir olay olur. Bu topluluktan ozan ruhlu biriside çıkıp bu olay üzerine bir türkü yakar, türkü dillere düşer. Hikayesini bilenleri ağlatır, bilmeyenleri oynatır. Yayla çiçekleri gibi dilden dile dolaşır bir anlamda döllenirde çoğalır. Kimini sel kimini yel alır da onyılları hatta yüzyılları aşıp nenelerumuzun dilinden bizim kulağımıza gelir.
Yemen türküsünü alalım kimbilir nasıl bir acıyla yazılmıştır ki nerdeyse bir asır sonra bile hiç alakası olmayan insanları hüzünlendirebilmektedir. Türküler doğaldır, gerçektir, yalansız ve yapmacıksızdır, nasılsa öyledir kendi hikayelerini anlatırlar dinlersek. Aslında türküler bir halkın hayat hikayesidir. Anonim bir sevda türküsü Mustafa Sandal yada Serdar Ortaç'ın sevgilisine yazdığı aşk dizelerinden çok farklı bir kurguyu barındırır.
Senteze karşı değilim üniversite yıllarımda jingle falan hazırlayıp para kazanmak için kullandığım Roland Samplerimle arada sırada sitar üstü zurna peşrevleri yapmıyorum da değil. Ama "kurgu" ile gerçeği çok net olarak ayırmak gerekiyor. Somut bir örnekle açıklayayım. Yıllardır başarıyla Karadeniz türküleri söyleyen Hülya Polat'ı bir televizyon programında seyrettim. Nereli olduğunu da bilmiyorum zannedersem Rizeli. Başına Hemşin başı bağlamış, üstünde Sürmene fermenesi, altında Akçaabat tarzı kırmızı beyaz çubuklu peştemal, onun altında ise ne idüğü belirsiz bir etek. Sürmeneli bir kadına öldürseniz kırmızı beyaz peştemal giydiremezsiniz. Karadeniz'de Hemşinli olmayan hiç bir kadınada puşi takamazsınız. Kadınlarımız kendi aralrında böyle ucube sentezler denemiyorlar, kültürel etkileşim olmakla beraber sınırları net olarak da bellidir. Davut Güloğlu'nun, yılların Kont Adananının , Sait Uçar'ın falan popüler olmak için izledikleri yol bir çeşit pazar politikasıdır, karşı da değilim, Adam Smith'e inancım tam. Yapılan iş Türkiye pazarına açılmaktır. Bununda yöntemi bellidir , nasıl İstanbuldaki Karadeniz'li olmayanların damak zevkinede hitap etmek isteyen "Karadeniz lokantaları" lahana ezmeye içyağı koymayarak daha kabul edilebilir bir ürün oluşturup, pazarlarını genişletiyorlarsa müzik piyasasında da durum böyledir, Türklerin kabul edebileceği, Karadenizli olupta bunun sadece coğrafi bir özellik olduğunu zanneden yeni yetme Lazcuklara disko horonlar. Yinede biz biliyoruz ki yapılan müzik Karadeniz müziği değil, Karadeniz soslu müziktir, bir çeşit sentezdir. Bu şekilde tanımlanmalı ve orjinal olanın hakkı verilmelidir. Örneğin Lazca müzik yapan bir kaç tane sanatçı var piyasa Birol Topaloğluyla diğerlerini aynı kefye koymamak gerekir..Aynı şekilde Bahattin'le, Piçoğlunu kıyaslayabileveğimiz kaç kişi var?

Yani Maçkalı gardaşum, sen yayalaları benden daha eyi bilirsin. Yayla çiçeklerini de tsifini özellikle de şoniçeyi....
Ne doğa artık eski doğa nede toplum eski toplum. İnsanlar artık çiçeklerini saksılarda yetiştiriyor, çiçekler yaylalardan değil seralardan gidiyor çiçekçi vitrinlerine... Daha da kötüsü hanımlara filanca falanca kursu adı altında kumaştan bilmemneden çiçek yapımı öğretiliyor, pazarlarda plastik çiçekler satılıyor vazolarımızda sergilemek için. Artık renksiz kokusuz sera çiçekleri moda... Şoniçe dağlarda kaldı, bizim doğduğumuz, yüreğimizin olduğu yerlerde, burada ise naylon güller satılıyor üç kuruş paraya sevgiliye vermek için. Plakçılarda da naylon havalar satılıyor. Nurcana kurban canum. CD 10 milyon..... kapanın elinde kalıyor. Anadolunun en eski halklarının curriculum vitaesi, yarattığı ezgiler Türkçe sözlerle Türk Pop müziğinin yeni gözdesi...
Not: Bu şarklılık, garplılık geyiğine Nasireddin emicemun bir nokta koyduğunu sanıyordum. Eşeği dünyanun orta noktasında otladığına göre , Hoca ve soruyu soran zevatın eşeğe göre konumları şarklımı garplımı olduklarını gösterecektir. Eşek ise teorik olarak şarklı yada garplı olamaz çünkü batı ve doğunun kesişme noktasındadır.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

Bu muhabbet güzel

No score for this post
January 4 2002, 11:51 AM 


Uşaklar,bu tür muhabbetleri seviyorum.neden derseniz bunlar da birbirimizi uyarır ve bir ortak yol bulur isek ufkumuzun dahada gelişeceği ve zenginliklerimizi fark edip dahada hoş bir dünya görüşünün tadına varacağımızı düşünüyorum.

Ben kültürel varlık deyince, müzikten tutunda üst,baş temizliği,tuvalet alışkanlığı, selamlaşma,düğün,cenaze törenleri, kısaca insan davranışları ve alışkanlıkları olarak algılıyorum. Şimdilik konumuz Müzik.( Yapıkredi bankası yayınları: ZAMAN İÇİNDE MÜZİK Yazan Evin İLYASOĞLU ) bU kitap içinde örnek müzik disketleride var.

Bizans dönemine ait kilise ayinlerini dinleyince şaşırmıştım. Çünkü bu melodiler bizim bayramlarda namazdan sonra söylediğimiz (Allahü ekber... velillahilhamd ) ile tıpa tıp aynı. Sanırım buna rind de şaşacaktır. güzel olan herne olursa olsun insanlar tarafından benimsenir. Bak Allahın işine ki adamlarla düşman gibiyiz fakat melodileri dinimizin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Muhtemelen yunan kiliseside ayinlerde aynı melodi ile ayinlerini ifa ediyordur. Bu hadise kültürel bir alışveriştir. Ancak bu aramızda kalsın milliyetçi,muhafazakar,dindar kardeşlerimiz duymasın. Gavurun melodisinin bizim camide ne işi var derler.Onları da yoldan çıkarmış olmayalım. Zaten bizler yeteri kadar günahkarız.

Şimdi gelelim sizin sinirlendiğiniz, bizim melodileri alıp da işine geldiği gibi yorumlayanlara.Burada parantez içinde şunu söylemeliyim daha önceden bu sayfalarda şunu yazmıştım: melodilerimiz iyi ama sözlerimiz kötü diye bir yazı asmıştım. Bu yazıdan sonra Sn kadir Köz bazı şiirlerini göndermeye başlamış idi. Yani bu noktada hemfikiriz.

Genellikle TRT 3 radyosunu dinlerim. Çünkü onlar genellikle klasik müzik çalarlar. Bu müziği dinlememin nedeni,melodiler arasında reyha farkı, bakıyorsunuz sizi mezereye götürüyor,bir bakıyorsunuz yaylada bazan dünyanın bilmem neresine. içinde Söz olmadığından ben çalışırken bana hiç müdahale etmiyor.Beni işimde özgür bırakıyor. Şimdi bazıları diyecek ki hayatını anlatma. Desinler. İşte bu müzitkte dünyanın bütün kültürlerinin, melodilerinin kokusu var. Bu garip melodilere koku veren diğer kültürlerin insanları <efendim bizim melodimizi bilmem hangi senfoninin bilmem neneresine sıkıştıran filanca zat dan şikayetçiyiz > derlerse buna sadece gülünür.

İstesek de istemesek de çok hızlı bir değişim içindeyiz.Bu değişimi fark edenlerin bir kısmının tutuculuk damarları kabarıyor. Halbuki değişime direnmek nafile bir iştir. Yapılacak iş değişime olumlu katkıda bulunabilmektir. kemençe melodilerini insanlar dilediği gibi işlesinler. Biz onları tanırız.Bizden bir parça olmaya devam ederler. Eğer onları değiştirirlerse bizde onları tanıyamayız dolayısı ile o da bizim melodimiz olmaktan çıkar. Önemli olan melodinin içindeki koku nerenin çiçeğinden alınmıştır. Herkes kendi malını nerede olsa tanır.

Esen kalın

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
kostikas tsakiridis
(no login)

Re: Bu muhabbet güzel

No score for this post
January 4 2002, 11:48 PM 

Dear Ankaralu,
I do not understand the language you are writing
but I feel that you must be a lost brother.
So ,you must be a great GENITSAR.
I just remind you that because your hate you will
get a big psychological illness.
As brother and my love to you,I am pleased to you
to change and save yourselves.
You are welcome in to our family.
Good luck lost brother.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

kostikas tsakiridis'e

No score for this post
January 5 2002, 11:49 PM 


Yazınızın tercümesini bir dostuma yaptırdım.

Sizin oralarda turşu yapmazmısınız. Bizde derlerki: < Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu > Bu seninkine salata bile denmez. Turşu yapmanında bir kuralı var evlat. Farzedilen zerzavattan turşu olmaz. Var olanlardan yeteri kadar itina gösterilerek yapılır.

Sen beni hissetmiyor, bal gibi anlıyorsun, kendi dilin olan Türkçe ile yazabilecek kadar medeni cesaretin yok. zannınca bir halt ediyorsun. Zaten soyadında meymenet yok. Kirlilikle ilgili besbelli.
Akıllı yaz. Benim bu dünyada nefret ettiğim hiç bir şey yoktur.
Böyle yazmak zorunda kaldığım için diğer okuyan dostlardan özür dilerim.

BUYURUN

Sevgili ankaralı
Yazdığın lisandan (dilden) Anlamıyorum
Fakat, ) hissediyorum (düşünüyorum) bir kaybolmuş kardeş olmalısın (veya olmak zorundasın).
Yani bir kocaman GENİTSAR olmalısın, ( veya olmak zorundasın, diyor)
Şimdi Hatırladım senin nefretinin, büyük bir psikolojik hastalıktan olduğunu olacağını.
Bir kardeş olarak sevgim seninle, memnun oldum senden değişimin için ve kendini (yourselves = kendini?) save (seyv) ettiğin için. (Koruduğun, sakladığın, özünü kaybetmediğin için)
Ailemize hoş geldin.
İyi şanslar kaybolmuş Kardeş.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
GeNC
(no login)

lahana tursusu!!

No score for this post
January 10 2002, 12:25 PM 

oncelikle selamu aleykum arkadaslar,
ya biri lakayitlik yapmis sende onu gazliyosun Ankarali , boyleleri saten ilgi gormek isteyenlerdir gormemeslikten gel en iyisi bu. cildirsin dursun niye cevap yazmadilar diye!!
Neyse muzik e donmek istiyorum, ben bu foruma Kibris`tan katiliyorum aslen trabzonluyum bu bilgileri benim yerime gecmeniz icin soluyorum, henuz turkiye ye yani karadenize memleketime gitme sansim olmadi vede hal boyle olunca ben tv de cikan karadeniz sarkilarini cok seviyorum iyiki varlar onlarda olmasa ben oslemimi nasil giderecem, hem degisim herzaman iyiye alamettir hicbir kimse degismeden ilerleyemez. bu doga kanunu dur. kim bilir bundan yillaronce karadeniz muzigi nasildi.. belkide suan duysak taniyamayiz bile..

bence boylesi daha iyi isteyen isteyen tarzda muzik dinlemeli, [karadeniz sarkisi olsun TAStan olsun!!]
webmaster ,gozum bi iyilik yap beni karadenize getirt :))
kendinize iyi bakin esen kalin..

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

Sayın GENÇ

No score for this post
January 11 2002, 11:55 PM 


Önce ikazına teşekkür ederim.

Müzik üzerine iki sözde benden.Bu işi dünya üzerinde en iyi çingeneler yapar. Ancak dünyanın bütün çingeneleri bir araya gelse bir Bahatdin ÇAMURALİ gibi çalıp söyleyemezler. Onu dinlemek ve hissetmenin hazzını hiç bir melodi de bulamadım.

Birde bu muzip webmasterin karalahana sayfasına astığı giden rumların müziklerini bir kasete doldurdum uzun yola giderken,bir çamuraliyi birde okaseti dinliyorum. O zaman değme keyfime.

Trabzona gitmek zor bir iş değil. Acele etme gün doğmadan neler doğar.Sen orada bizlerin temsilcisisin.