Sabah Şekerleri horon edeyi
January 3 2002
at 1:46 AM
No score for this post |
webmaster (no
login) |
|
Sabah programlarının hepsinde bir Kardeniz fırtınası
esiyor. Karadeniz yemekleri seyircilere
tattırılıyor, horon ekipleri yeni yetme türkülerin
arkasında oynuyor, sabah şekeri sunucularla içli
dışlı olan disco horocular...
Özellikle bu sabah aklımı oynatacaktım: nerdeyse
bütün kanallarda horon eşliğinde Karadeniz ezgileri
okuyan pop- horon cular vardı.
Bu hoş gelişmede madalyonun birde arka yüzü var tabi
ki. Siyasette her zaman işe yarayan bir prensip
vardır.
Yok edemediğin bir şeymi mi var?
Bırak popüler olsun, lümpenlerin eline düşsün... ya
kendiliğinden yok olacak, yada öyle bir şekle
girecektir ki en inançlı savunucularının bile
midesini bulandıracaktır.
|
|
|
Author |
Reply |
Ankaralı
(no login) |
Gene şarklılığın tuttu
No score for
this post |
January 3 2002, 8:25
AM |
Şu ingilizler var ya,bir garip millet. Ne
üretirlerse ona bayraklarını yapıştırırlar.
Ayakkabı, şort, tişort, vs dikkat ettim bayraklarına
hiç bir şey olmuyor.Aksine dünyada herkes o bayrağı
tanıyor. Biliyor.
Bizde bu yasaktır.
Şimdi elalem bizim yerimize horonu popüleştiriyor
bizimkiler şarklılığı elden bırakmıyor. yapma hocam,
koy ayinlerde bile horon oynansın. Oynansında nasıl
oynanırsa oynansın. Horon aşınmaz, işleyen demir pas
tutmaz. Madakaskardakilerde horonu biraz değiştirip
oynasa Trabzonlulara ne zararı olur.
Yolumuz düşerse bizde onlarla oynarız.Fenamı olur.
|
|
rind
(no login) |
Re: Gene şarklılığın tuttu
No score for
this post |
January 3 2002, 11:47
PM |
Sevgili ankaralı,Webmaster bir karadenizli
hassasiyetiyle gördüğü çarpıklığı,yozlaşmayı dile
getirmiş.Bence kaygılarında baştan sona
haklıdır.Sende bir karadenizli olarak bu yozlaşmadan
memnunluk duymamız gerektiğini söylüyorsun.Yani
trans,techno müziğinin arasına serpiştirilmiş
nurcanımlar,kuş foli kırma kollarını filan masum
birer çalışma olarak görüyorsun.Bunu da nasıl
yapıyorsun bilmem ingiliz bayrağıyla aynı teraziye
koyup,bak onlara birşey olmuyor aksine büyüyorlar
diyorsun.ingilizler imal ettikleri ürünlere ingiliz
bayrağı yapıştırıyorlar,biraz fransız
bayrağından,biraz italyan bayrağından,etrafına başka
bayraklardan serpiştirmiyorlar zengin görünsün
diye.Ama biz öylemi;kemençenin yanına biraz
bateri,biraz safsafon,ne bileyim işte techno trans
havaları filan.Kelime oyunlarıyla zeytin yağı gibi
su yüzüne çıkmak kolay olabilir.Fakat bir kültürün
böyle sefil hale düşürülmesini seyretmek,her
karadeniz çocuğuna çok zor gelir.Şuna inan ki
ankaralı kardeşim,Buna da en fazla sen
üzülürsün.Sağlıcakla kal
|
|
webmaster
(no login) |
Şoniçe
No score for
this post |
January 4 2002, 1:11
AM |
Sevgili Ankaralı hiç sampler kullandınızmı?
Sampler'ın ne olduğunu bilmeyen ziyaretçiler için
ukallalık olarak algılanmamasını
umut ederek açıklayayım: Sampler Elektro piano
görünümünde, içinde mikroprocessoru olan bir müzik
aletidir. Org, syntheseizer ve e. pianodan farkı bu
enstrumanda kullanılan seslerin acustik çalgıların
labaratuvarda üretilmiş taklitleri değil, bire bir
örneklemesi olmasıdır. Yani zurnacı, darbukacı,
kemancı, kanuncu, klarnetçi çingeneleri tek tek
yanınıza çağırır ve enstrumanlarının seslerini
kaydedersiniz. Onlar gittikten sonra tek başınıza
yeteneğinizle orantılı olarak samplerinizla başbaşa
9/8 lik çılgın Roman eğlenceleri
hazırlayabilirsiniz. Tabi ki enstruman seçimi size
kalmış Hint tablasını, Peru pan flütünü, Nijerya Udu
davullarını, Hawai gitarı Ukulele ve Kürt zurnasını
kullandığınız bir sentez de yapabilirsiniz.
Yaptığınız beste yada düzenleme takdirde edelebilir
ama bu çalışma bir sanat yapıtı olmasına rağmen asla
"tabii" değildir. 80 lerin sonlarında Yanni,
Vangelis, Lynch gibi yüzlerce new age müzisyeni bu
tür "sanal" bir kült oluşturmuştu. Hepsine
hayrandım.
Halk müziğiyle sanat müziğini karıştırmayalım.
Burada sanat müziği derken yernie göre Türk sanat
müziğinden, Jazz'a, hatta Klasik batı müziğinide
kastediyorum.
Halk müziği ait olduğu "halkın" genel özelliklerinin
aynasıdır; değilse zaten artık halk müziği değil bir
çeşit sentez dir ve artık başka bir başlık altında
değerlendirilmelidir.
Doğa'da her şey rastgele belkide anlayamadığımız bir
ilahi bir düzen içinde sürüp gider. Tohum toprağa
düşer, filizlenir, büyür, çiçek açar, döllenir de
binlerce tohum verir. Bu çiçeklerden kimini yel
kimini sel alır, kimide toprağa kalır çürür gider.
Endüstri toplumu denilen beyyuk devrim karşısına
çıkana kadar insanoğluda bu döngü içinde yer
alıyordu. Bir yiğit askere gider de dönemez, köyün
güzel kızını sevmediği birine verirlerde canına
kıyar, sevdalı olduğunuz kişi uzaklara gider v.s. ..
Kısacası hayatın olağan akışı içinde toplumda bir
olay olur. Bu topluluktan ozan ruhlu biriside çıkıp
bu olay üzerine bir türkü yakar, türkü dillere
düşer. Hikayesini bilenleri ağlatır, bilmeyenleri
oynatır. Yayla çiçekleri gibi dilden dile dolaşır
bir anlamda döllenirde çoğalır. Kimini sel kimini
yel alır da onyılları hatta yüzyılları aşıp
nenelerumuzun dilinden bizim kulağımıza gelir.
Yemen türküsünü alalım kimbilir nasıl bir acıyla
yazılmıştır ki nerdeyse bir asır sonra bile hiç
alakası olmayan insanları hüzünlendirebilmektedir.
Türküler doğaldır, gerçektir, yalansız ve
yapmacıksızdır, nasılsa öyledir kendi hikayelerini
anlatırlar dinlersek. Aslında türküler bir halkın
hayat hikayesidir. Anonim bir sevda türküsü Mustafa
Sandal yada Serdar Ortaç'ın sevgilisine yazdığı aşk
dizelerinden çok farklı bir kurguyu barındırır.
Senteze karşı değilim üniversite yıllarımda jingle
falan hazırlayıp para kazanmak için kullandığım
Roland Samplerimle arada sırada sitar üstü zurna
peşrevleri yapmıyorum da değil. Ama "kurgu" ile
gerçeği çok net olarak ayırmak gerekiyor. Somut bir
örnekle açıklayayım. Yıllardır başarıyla Karadeniz
türküleri söyleyen Hülya Polat'ı bir televizyon
programında seyrettim. Nereli olduğunu da bilmiyorum
zannedersem Rizeli. Başına Hemşin başı bağlamış,
üstünde Sürmene fermenesi, altında Akçaabat tarzı
kırmızı beyaz çubuklu peştemal, onun altında ise ne
idüğü belirsiz bir etek. Sürmeneli bir kadına
öldürseniz kırmızı beyaz peştemal giydiremezsiniz.
Karadeniz'de Hemşinli olmayan hiç bir kadınada puşi
takamazsınız. Kadınlarımız kendi aralrında böyle
ucube sentezler denemiyorlar, kültürel etkileşim
olmakla beraber sınırları net olarak da bellidir.
Davut Güloğlu'nun, yılların Kont Adananının , Sait
Uçar'ın falan popüler olmak için izledikleri yol bir
çeşit pazar politikasıdır, karşı da değilim, Adam
Smith'e inancım tam. Yapılan iş Türkiye pazarına
açılmaktır. Bununda yöntemi bellidir , nasıl
İstanbuldaki Karadeniz'li olmayanların damak
zevkinede hitap etmek isteyen "Karadeniz
lokantaları" lahana ezmeye içyağı koymayarak daha
kabul edilebilir bir ürün oluşturup, pazarlarını
genişletiyorlarsa müzik piyasasında da durum
böyledir, Türklerin kabul edebileceği, Karadenizli
olupta bunun sadece coğrafi bir özellik olduğunu
zanneden yeni yetme Lazcuklara disko horonlar.
Yinede biz biliyoruz ki yapılan müzik Karadeniz
müziği değil, Karadeniz soslu müziktir, bir çeşit
sentezdir. Bu şekilde tanımlanmalı ve orjinal olanın
hakkı verilmelidir. Örneğin Lazca müzik yapan bir
kaç tane sanatçı var piyasa Birol Topaloğluyla
diğerlerini aynı kefye koymamak gerekir..Aynı
şekilde Bahattin'le, Piçoğlunu kıyaslayabileveğimiz
kaç kişi var?
Yani Maçkalı gardaşum, sen yayalaları benden daha
eyi bilirsin. Yayla çiçeklerini de tsifini özellikle
de şoniçeyi....
Ne doğa artık eski doğa nede toplum eski toplum.
İnsanlar artık çiçeklerini saksılarda yetiştiriyor,
çiçekler yaylalardan değil seralardan gidiyor
çiçekçi vitrinlerine... Daha da kötüsü hanımlara
filanca falanca kursu adı altında kumaştan
bilmemneden çiçek yapımı öğretiliyor, pazarlarda
plastik çiçekler satılıyor vazolarımızda sergilemek
için. Artık renksiz kokusuz sera çiçekleri moda...
Şoniçe dağlarda kaldı, bizim doğduğumuz, yüreğimizin
olduğu yerlerde, burada ise naylon güller satılıyor
üç kuruş paraya sevgiliye vermek için. Plakçılarda
da naylon havalar satılıyor. Nurcana kurban canum.
CD 10 milyon..... kapanın elinde kalıyor. Anadolunun
en eski halklarının curriculum vitaesi, yarattığı
ezgiler Türkçe sözlerle Türk Pop müziğinin yeni
gözdesi...
Not: Bu şarklılık, garplılık geyiğine Nasireddin
emicemun bir nokta koyduğunu sanıyordum. Eşeği
dünyanun orta noktasında otladığına göre , Hoca ve
soruyu soran zevatın eşeğe göre konumları şarklımı
garplımı olduklarını gösterecektir. Eşek ise teorik
olarak şarklı yada garplı olamaz çünkü batı ve
doğunun kesişme noktasındadır.
|
|
Ankaralı
(no login) |
Bu muhabbet güzel
No score for
this post |
January 4 2002, 11:51
AM |
Uşaklar,bu tür muhabbetleri seviyorum.neden derseniz
bunlar da birbirimizi uyarır ve bir ortak yol bulur
isek ufkumuzun dahada gelişeceği ve
zenginliklerimizi fark edip dahada hoş bir dünya
görüşünün tadına varacağımızı düşünüyorum.
Ben kültürel varlık deyince, müzikten tutunda
üst,baş temizliği,tuvalet alışkanlığı,
selamlaşma,düğün,cenaze törenleri, kısaca insan
davranışları ve alışkanlıkları olarak algılıyorum.
Şimdilik konumuz Müzik.( Yapıkredi bankası
yayınları: ZAMAN İÇİNDE MÜZİK Yazan Evin İLYASOĞLU )
bU kitap içinde örnek müzik disketleride var.
Bizans dönemine ait kilise ayinlerini dinleyince
şaşırmıştım. Çünkü bu melodiler bizim bayramlarda
namazdan sonra söylediğimiz (Allahü ekber...
velillahilhamd ) ile tıpa tıp aynı. Sanırım buna
rind de şaşacaktır. güzel olan herne olursa olsun
insanlar tarafından benimsenir. Bak Allahın işine ki
adamlarla düşman gibiyiz fakat melodileri dinimizin
önemli bir bölümünü oluşturuyor. Muhtemelen yunan
kiliseside ayinlerde aynı melodi ile ayinlerini ifa
ediyordur. Bu hadise kültürel bir alışveriştir.
Ancak bu aramızda kalsın
milliyetçi,muhafazakar,dindar kardeşlerimiz
duymasın. Gavurun melodisinin bizim camide ne işi
var derler.Onları da yoldan çıkarmış olmayalım.
Zaten bizler yeteri kadar günahkarız.
Şimdi gelelim sizin sinirlendiğiniz, bizim
melodileri alıp da işine geldiği gibi
yorumlayanlara.Burada parantez içinde şunu
söylemeliyim daha önceden bu sayfalarda şunu
yazmıştım: melodilerimiz iyi ama sözlerimiz kötü
diye bir yazı asmıştım. Bu yazıdan sonra Sn kadir
Köz bazı şiirlerini göndermeye başlamış idi. Yani bu
noktada hemfikiriz.
Genellikle TRT 3 radyosunu dinlerim. Çünkü onlar
genellikle klasik müzik çalarlar. Bu müziği
dinlememin nedeni,melodiler arasında reyha farkı,
bakıyorsunuz sizi mezereye götürüyor,bir
bakıyorsunuz yaylada bazan dünyanın bilmem neresine.
içinde Söz olmadığından ben çalışırken bana hiç
müdahale etmiyor.Beni işimde özgür bırakıyor. Şimdi
bazıları diyecek ki hayatını anlatma. Desinler. İşte
bu müzitkte dünyanın bütün kültürlerinin,
melodilerinin kokusu var. Bu garip melodilere koku
veren diğer kültürlerin insanları <efendim bizim
melodimizi bilmem hangi senfoninin bilmem neneresine
sıkıştıran filanca zat dan şikayetçiyiz > derlerse
buna sadece gülünür.
İstesek de istemesek de çok hızlı bir değişim
içindeyiz.Bu değişimi fark edenlerin bir kısmının
tutuculuk damarları kabarıyor. Halbuki değişime
direnmek nafile bir iştir. Yapılacak iş değişime
olumlu katkıda bulunabilmektir. kemençe melodilerini
insanlar dilediği gibi işlesinler. Biz onları
tanırız.Bizden bir parça olmaya devam ederler. Eğer
onları değiştirirlerse bizde onları tanıyamayız
dolayısı ile o da bizim melodimiz olmaktan çıkar.
Önemli olan melodinin içindeki koku nerenin
çiçeğinden alınmıştır. Herkes kendi malını nerede
olsa tanır.
Esen kalın
|
|
kostikas tsakiridis
(no login) |
Re: Bu muhabbet güzel
No score for
this post |
January 4 2002, 11:48
PM |
Dear Ankaralu,
I do not understand the language you are writing
but I feel that you must be a lost brother.
So ,you must be a great GENITSAR.
I just remind you that because your hate you will
get a big psychological illness.
As brother and my love to you,I am pleased to you
to change and save yourselves.
You are welcome in to our family.
Good luck lost brother.
|
|
Ankaralı
(no login) |
kostikas tsakiridis'e
No score for
this post |
January 5 2002, 11:49
PM |
Yazınızın tercümesini bir dostuma yaptırdım.
Sizin oralarda turşu yapmazmısınız. Bizde derlerki:
< Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu > Bu seninkine
salata bile denmez. Turşu yapmanında bir kuralı var
evlat. Farzedilen zerzavattan turşu olmaz. Var
olanlardan yeteri kadar itina gösterilerek yapılır.
Sen beni hissetmiyor, bal gibi anlıyorsun, kendi
dilin olan Türkçe ile yazabilecek kadar medeni
cesaretin yok. zannınca bir halt ediyorsun. Zaten
soyadında meymenet yok. Kirlilikle ilgili besbelli.
Akıllı yaz. Benim bu dünyada nefret ettiğim hiç bir
şey yoktur.
Böyle yazmak zorunda kaldığım için diğer okuyan
dostlardan özür dilerim.
BUYURUN
Sevgili ankaralı
Yazdığın lisandan (dilden) Anlamıyorum
Fakat, ) hissediyorum (düşünüyorum) bir kaybolmuş
kardeş olmalısın (veya olmak zorundasın).
Yani bir kocaman GENİTSAR olmalısın, ( veya olmak
zorundasın, diyor)
Şimdi Hatırladım senin nefretinin, büyük bir
psikolojik hastalıktan olduğunu olacağını.
Bir kardeş olarak sevgim seninle, memnun oldum
senden değişimin için ve kendini (yourselves =
kendini?) save (seyv) ettiğin için. (Koruduğun,
sakladığın, özünü kaybetmediğin için)
Ailemize hoş geldin.
İyi şanslar kaybolmuş Kardeş.
|
|
GeNC
(no login) |
lahana tursusu!!
No score for
this post |
January 10 2002, 12:25
PM |
oncelikle selamu aleykum arkadaslar,
ya biri lakayitlik yapmis sende onu gazliyosun
Ankarali , boyleleri saten ilgi gormek isteyenlerdir
gormemeslikten gel en iyisi bu. cildirsin dursun
niye cevap yazmadilar diye!!
Neyse muzik e donmek istiyorum, ben bu foruma
Kibris`tan katiliyorum aslen trabzonluyum bu
bilgileri benim yerime gecmeniz icin soluyorum,
henuz turkiye ye yani karadenize memleketime gitme
sansim olmadi vede hal boyle olunca ben tv de cikan
karadeniz sarkilarini cok seviyorum iyiki varlar
onlarda olmasa ben oslemimi nasil giderecem, hem
degisim herzaman iyiye alamettir hicbir kimse
degismeden ilerleyemez. bu doga kanunu dur. kim
bilir bundan yillaronce karadeniz muzigi nasildi..
belkide suan duysak taniyamayiz bile..
bence boylesi daha iyi isteyen isteyen tarzda muzik
dinlemeli, [karadeniz sarkisi olsun TAStan olsun!!]
webmaster ,gozum bi iyilik yap beni karadenize
getirt :))
kendinize iyi bakin esen kalin..
|
|
Ankaralı
(no login) |
Sayın GENÇ
No score for
this post |
January 11 2002, 11:55
PM |
Önce ikazına teşekkür ederim.
Müzik üzerine iki sözde benden.Bu işi dünya üzerinde
en iyi çingeneler yapar. Ancak dünyanın bütün
çingeneleri bir araya gelse bir Bahatdin ÇAMURALİ
gibi çalıp söyleyemezler. Onu dinlemek ve
hissetmenin hazzını hiç bir melodi de bulamadım.
Birde bu muzip webmasterin karalahana sayfasına
astığı giden rumların müziklerini bir kasete
doldurdum uzun yola giderken,bir çamuraliyi birde
okaseti dinliyorum. O zaman değme keyfime.
Trabzona gitmek zor bir iş değil. Acele etme gün
doğmadan neler doğar.Sen orada bizlerin
temsilcisisin.
|
|