Mahmut Ragıp Gazimihal’in özellikle Karadeniz’de
yaptığı önemli halkbilim çalışmaları vardır. 1929
yılında Trabzon’a yaptığı seyahatte Halk Sazları
başlığı altında çeşitli notlar tutar. Bu notları
aynen sunuyorum:
Kaval:
... Trabzon havalisinde dilli kavalın Rumlarca
bilinen adı Şulavri idi. Dilsiz kaval, Of’a hariçten
gelmiştir. 7 deliği, arkada da bir deliği vardır.
Şimşirden imal olunur. Of’ta Kalançoğulları (Kalanas
köyünden ki şimdi demircidirler) dilli kaval
imalinde meşhurdurlar.
Tulum:
Şarki Karadeniz sahillerinde Tulum kullanılır. Asıl
Trabzon ile Rize’de değil, köylerinde vardır. Of’ta
çoktur. Rumca ismi bulunmayıp Rumlar da tulum
derler.
Tulum üzerine iki düdük takılı bulunur; biri,
koyunların çift kol kemiğinin incesinden kesilip
oyulmuş küçük üfleme ağızlığı, diğeri ise üzerinde
delikler bulunup parmaklarla çalınan asıl düdüktür
(...).
Anadolu tulumlarında, Rumeli gaydaları gibi,
mütemadi bir ses işittiren “dem düdüğü” yoktur.
(Gazimihal)
Tulum, koyun veya keçi derisinden yapılıyor.
Şişirmek için üflenen yer ise odundan. Deliklerin
bulunduğu ve çalınan kısım, şimşir ya da kumar
ağacından yapılıyor. Bu kısım ‘Nav’ adını alıyor.
Nav’ın içinde iki adet kamış ve kamışlara geçen
diller vardır. Üzerinde, beşer taneden yanyana on
adet delik bulunuyor. Nav’ın geniş olan uç kısmına
‘Kepçe’ denir ve hava buradan dışarıya çıkar.
Tulum çalan, aynı zamanda türkü de söyleyebilirmiş.
Bizim tespit ettiğimiz tulum’da, nav’ın tulumdan
çıkmış halde düzeni şöyleydi:
........................
“Burada, en üst dizekteki sesler, nav’ın sol
taraftaki beş delikten çıkan seslerdir. Onun
altındaki dizekteki sesler, nav’ın sağ tarafındaki
beş deliğin sesleridir. Son iki deliği, tulumcu,
balmumu ile tıkadığı için, o perdeler kördür ve
normal olarak ‘Mi’ ile ‘FA DİYEZ’ seslerini
vermeleri gerekirdi. En alttaki, üçüncü dizekteki
sesleri ise, nav’in kepçesinden çıkan seslerdir ve
bu ‘SO DİYEZ’-ler, tulumcunun bilincine bağlı
olmayarak, doğal bir şekilde kepçeden
çıkmaktadırlar. Yani bu ‘SOL DİYEZ’ sesi, aslında,
dizinin bir sesi değildir ve rastlantıdır.
Kemençedeki kadar zengin ve bilinçli olmamakla
birlikte, tulum’un yaptığı küğ (ezgi) de, çok
seslidir.” (Prof. İlhan Baran, Şenel, s.290-1)
Bağlama:
Son gezdiğimiz Karadeniz ve iç memleketlerde yalnız
“Bağlama” adı biliniyor. En küçük bağlamalardan her
köşede ve köylü elinde var. Çünkü imali kolaydır,
köylü para sarf etmeden bizzat yapabilir (...).
Trabzon’da gördüğümüz bir Bağlamanın ölçüleri şöyle
idi:
89 sn = Boy
55 sn = Tellerin ihtizaz eden kısmı
31 sn = armudi gövdenin uzunluğu
13 sn = “ “ en geniş yeri
14 sn = “ “ en derin yeri
Üç çift telinin akordu: do-sol-re(neva) idi. 16
bağlı [oktavda 12]. Aksamının adları şunlardı:
tekne, gönüs ‘göğüs), sap, kulak [Avrupa
malumatından burgular]. Bağlamayı Trabzon’da duttan
yaparlar.
Saz:
... Trabzon’da yapılmış bir (bozuk)un boyu 105,
geniş yeri 14, tellerin ihtizaz kısmı 60 sn. İdi.
[Oktavda 12 bağı var]. (...)
Kemençe:
Trabzon kemençeleri, armudi İstanbul kemençelerine
benzemezler. Bundan 30-40 sene evveline (1900’lü
yılların başı) yalnız Trabzon şehrinde ve orasi ile
yakından temastaki civar köylerde kullanılırdı.
Mesela Of’ta bile kullanılmazdı... Bütün Türkiye
Rumları gibi Trabzon Rumları da bu nevi kemençelere
Lira derler; bundan kemençelerin, Ehlisalip
(Hıristiyan) ve Cenevizlilerle Garptan geldiğini
anlarız. Çünkü, eski Yunanlılarla Bizanslılar yaylı
sazları hiç tanımadıkları halde, Kurunuvusta
Avrupalıları kemençe nevinden kendi sazlarına
Lyre-Lira derlerdi [ki “viel”lerle “violan”lar
bunlardan çıktı]. Trabzonlular arasındaki kemençenin
Rumeli ve Giritten geldiğine dair mevcut rivaletler
buradan galat olsa gerek. Tahsil sahibi Trabzonlu
kemençeci Yarko’nun rivayeti de bu merkezde imiş.
Burgululuğu ile sapının bir haç manzarası
göstermesinde de Ehlisalip hatırası sezilir...
Venedikli, Cenevizli, Marsilyalı ticaretinin en
büyük Karadeniz merkezi sekenesini – en eski
zamanlarda – geçindirmiş olan Trabzon’a [ki bir
zamanlar Cenevizlilerin istilasına uğramıştı,
kaleleri hala durur] Kemençeler Garpten gelmişti.
(...)
“Kemençe bir oyuna eşlik edecekse, kemençeci, bu
oyunun havasını hazırlamak için belli formlar
kullanıyor. Genellikle ağırdan başlayıp, gittikçe
hızlanmak ve setrleşmek, bu formun esasını teşkil
ediyor. Örneğin, kemençeci. Önce bir Yol havası ile
açıyor. Bu bir çeşit uzun hava ya da taksim
karakterinde oluyor. Sonra mahalli türküler geliyor.
Çok defa, kemençecinin kendi söylediği bu türküler,
sevda türküleri oluyorlar. Ortam, yeterli havayı
bulduktan sonra Horon kurma başlıyor ve oyuncular,
oyuna giriyorlar. Sallama ilehareketler aynı şekilde
devam ediyor ve nefes verici hızlılıktaki
sıksaraylar ile, oyun en sert halini alarak, zirveye
ulaşıyor. İyi bir kemençeci, genel olarak, aynı
cümleciklerin tekrarı esasına dayanan bu küğ
dilinde, monotonluğa düşmemekte ve daima şaşırtıcı
çıkışlar bulabilmektedir.
Kemençe küğü (ezgisi), tek sesli bir küğ değildir.
Son derece dinamik ve çekici bir şekilde çok
seslidir. Yüksek yetenek taşıyan kemençeciler, ‘p
subito’, !f subito’, ‘poco a poco crecendo’, ‘poco a
poco diminuendo’ gibi, batı sanat küğünde bulunan ve
Anadolu yerel küğlerinde son derece nadir olarak
rastlanan anlatım zenginliklerini, doğal olarak
kullanmaktadır.
Bazı kemençeciler, bildiğimiz kemanı da, üç telini
kullanarak, kemençe gibi çalarlarmış.” (Prof. İlhan
Baran, Şenel, s.290)
Zimbon:
Buğdayı kurumadan boğum yerinden keserler ve üstüne
delikler açarlar; bir de dil çıkarırlar. Adı Zimbon
olur. Kalem boyunda bir düdük. Bilhassa çocuklar,
koyun beklerken yaparlar, çalarlar ... Kızılağaçtan
da yapılır. Çocuk çalgısıdır. (Şenel s.272-3)
YUKARIDAKİ BİLGİLER SÜLEYMAN ŞENEL'İN "tRABZON
BÖLGESİ HALK MUSİKİSİNE GİRİŞ" ADLI KİTAPTAN
ALINMIŞTIR.
bu bilgilerin iyi araştırılıp hazirlanmadigi
kesin....
No score for
this post
June 8 2001, 11:46 AM
burada verilen bigilerde yöreye ait olmayan
insanların yaptıkları buyuk hatalari gormek mumkun.
Tulumun ucuna takilan LULUKten hic soz edilmemis ama
rumeli gaydasindan bahis var.
Istanbul ve Girit kemencesi ve bati karadenizde
(kastamonuda mesela) calinan kemence aynidir.
Dolayisiyla bu calgi yoreye goc eden Grekler
tarafından getirilmis olmalidir.Cenevizliler
degil...
Ofta kemence calinmamasi bilinmemesi neye kime
dayanilarak yazilmis aciklik yok.Ben de inanmiyorum
dogrusu...Daha bi suru yanlis var zaman yok...
Murat bey kardeş:
Bukonularda, belgeye dayalı konuşmak gerekir.Sn
Reisoğlu bildiklerini nereden aldığını söylüyor.Siz
ise "olmalıdır"sözcüğünü kullanıyorsunuz.Kaynaklar
yanlış bilgi verebilir, bize düşen yanlışı
belgelemektir.
Ayrıca yazınızda Kastamonunun batı karadenizde
olduğunu yazdınız, Haritaya baktım bu ifadeniz doğru
deyil. Bunu sizi kırmak için yazmıyorum,daha
dikkatli eleştirebilmenizi istediğim için. Biz bize
benzeriz.Bize bizden fayda gelir.Birlikte güzel
günlere...
bazı bilgiler sağlıklı değil, çünkü yazarın of'da
bile olmadığını iddia ettiği kemençe, karadenizin
tüm doğu sahillerinde, bugünkü abhazya bölgesi de
dahil en eski ve köklü müzik aletlerinden biridir.
bu konudaki somut arkeolojik deliller, gürcistan ve
abhazyadaki müzelerdedir.
kemençe ağırlıklı olarak, dar sahil şeridindeki,
denizci balıkçı halkın, tulum ise, yüksek
kesimlerdeki, yaylacı çoban halkın geleneksel
çalgısıdır. bu, abhazyaya kadar tüm bölge için
geçerlidir. çoğu kez sanıldığının ve lanse
edildiğinin aksine, TULUM BİR KABİLENİN, KEMENCE
DİĞER BİR KÜLTÜRÜN ÇALGISI DEĞİLDİR! iki çalgı,
sadece bölgede süregelen iki farklı üretim ve yaşam
biçiminin oluşturduğu tercihlerdir.tulum yüksek
kesimlerde kemence sahil şeridinde tercih edilmiştir
ve bu farklı tercihleri açıklayabilecek yeterli
argümanlar mevcuttur.
fakat, önce mantıklı bir bakış açısı gerekir,
sağlıklı değerlendirmeler için..
ofluların mevcut kemençe geleneği son yetmiş yılda
mı gelişip kök saldı?
trabzondaki bağlama geleneği son yetmiş yılda mı yok
oldu ortadan?
önce bunlara bir cevap verilmesi gerekir.
Yukarıda aktardığım halk çalgılarıyla ilgili
bilgiler bir araştırmanın, daha doğrusu alan
arastırmasının ürünüdürler. Bilgileri derleyenler
zahmet edip Trabzon'a birçok defa gitmişler. Aynı
kitapta ek olarak bu bilgiler makaleler halinde
sunulmuş. Kitabı edinip bilgi sahibi olabilirsiniz.
Of'a gelince; Of'ta eskiden, en azından yüz yıl
önceye kadar kemençe çalınmadığını Oflu
yaşlılarımızın sözlü olarak anlattığına şahsen
tanığım. Aynı yaşlılar Of köylerinde, Çaykara ve
Sürmene Holo köylerinde tulum-zurna çalındığını
eskilerinden işittiklerini söylediler. Asıl çalgının
ise kaval olduğunu belirtirler. Bu çok garipsenecek
bir durum değildir.
Olsa olsa araştırılması gereken bir konudur.
Kemençenin nereden Karadeniz'e getirildiği konusu
ise içinden çıkılması kolay olmayan bir iştir. Çok
da önemli değildir bence. Çünkü kemençeyi veya
benzeri çalgıyı hiç kimse Karadenizliler gibi
çalamamakta, bu çalgıyla kendinden geçememektedir.
Belki de bu çalgı hiç bir yerden gelmemiş,
Karadenizliler'in keman veya kemane benzeri
çalgılara özenerek ürettiği kendine özgü bir
enstrümandır. Bazı Yunanlı halkbilimciler Girit
kemençesinin adaya Karadenizliler tarafından
götürüldüğünü iddia ederler. Bence mantıklı. Ama
dinlediğim kadarıyla Giritliler kemençeyi bizim
tarzımızda değil, Egeli tarzında çalmaktadırlar.
Bizdeki ruhu adaya ya taşıyamamışlar veya başka bir
ruhla değiştirmişler.
Tartışmacı arkadaşlara son sözüm; Gazimihal ve Prof.
İlhan Barkan etnomüzikolog'turlar. Bence tezleri
ciddiye alınmaya değer.
sn. reisoğlu,
burada vurgulanan bazı noktalar tam olarak
anlaşılamadı sanırım.
yüz yıl önce kemençe çalınmayan OF hangi OF?
yanlış olarak yukarı köylerse kastedilen, eski
dönemlerde yüksek kesimlerde tulum ve diğer nefesli
çalgıların kullanıldığını ben de söylüyorum. sadece
holo değil, santa, maçka ve torula kadar uzanan
yüksek kesimlerde etkin olmuştur tulum.
ama OF sahilde bir kasabanın adıdır va değil zahmet
edip on defa, bin defa da of'a gitmiş olsa, bana hiç
kimse 100 yıl önce of'ta kemençe çalınmadığını
söyleyemez.
yaşlıların ifadelerinden bahsediyorsunuz...
sn.reisoğlu, aynı yaşlılarımıza köklerini
sorarsanız, size soylarının arabistandan ya da
türkistandan geldiğini anlatan hikayeler
aktaracaklardır. aynı yaşlılar arasında kemençenin
"rum işi" olduğuna dair yaygın bir kanaat vardır ve
kendi köylerinin, sülalelerinin rumlukla
ilişkilendirilmesi endişesiyle, rumlukla ilgili
olabilecek her tür ayrıntıyı dışlama eğilimi
yaygındır. bunu sizin de çok iyi bilmeniz lazım.
"zahmet edip trabzona sadece birileri gitmedi alan
çalışması için" (!)
bu sitede 1908 yılına ait bir surmene fotoğrafı var.
o fotoğrafa iyi bakın, her biri "bu toplulukta en
iyi kemençeci benim" edasıyla objektive poz veren
bir sürü kemençeciyi bir arada göreceksiniz.
dikkatle bakın yüz ifadelerine, kemenceyi yeni
keşfetmiş gibi bir halleri var mı sizce? illa OF
için de ayrı bir fotoğraf belgesi isterseniz kemence
ile ilgili, bu hiç zor değil. bu yuzyılın başında
of'da çekilmiş resimleri tararsanız aradığınızı
bulacağınıza eminim.
ne yazık ki kişisel kutuphanemden 1000 km uzaktayim
ve bu nedenle kemence, tulum konularında
okuduklarımı belgeleyecek durumda degilim. Ofta
tulumu ben de duydum. Ancak Girit kemencesi egeye
uygun havalarda degil. Henuz yeni Rodostan girit
kemence kasetim geldi. Yaşlı bir kemenceci calıyor
iosef panagiotakis.
Girit muzigi tum egeden ayrılan ve birlesen
ozellikler gosteriyor. ancak sunu unutmamak gerkiyor
calinan kemence bildigimiz Klasik Istanbul
kemencesi. Ve buna Karadenizde sadece Kastamonuda ve
batı karadeniz kasabalarında rastlanılıyor. onların
ezgileri de Karadenize ritm olarak tam uymuyor. daha
cok egeye benziyor. Giritle Karadeniz arasında bir
kemence alısverisi olmussa bunu batı karadenizde
aramak gerekir dogu sahilde deil..
hem ritm hem sekil olarak farklı ses ozelliklerine
sahip Dogu Karadeniz kemencesini Girit kemencesinden
ayırmak gerekmez mi? Tulumu da sadece Laz
kabilesinin kullandıgı bir alet olarak gormemek
gerkir. Dunyada ve turkiyede tulum calinan yerlere
ait bi liste olacak forum sayfasında....
Murat ve Sürmeneli arkadaşlara konuya katkıda
bulundukları için teşekkür ederim. Ben de zaten
Murat arkadaşın siteye astığı tulum ile ilgili
bilgilere katkım olsun diye arşivimdeki bilgileri
aktarmak istemiştim. Müzigolog olmadığım için konu
hakkında bir iddia öne süremiyorum. O yüzden
başkalarının görüşlerini ve sözlü tanıklıklarımı
sunmakla yetindim.
Sürmeneli arkadaşım "Zahmet edip..." cümlesini
üzerine alınmış galiba. Oysa ben bu cümleyle her iki
araştırmacının küçümsenmemesi gerektiğini belirtmek
istemiştim. Yoksa başkalaları zahmet etmiyor, demek
istemedim.
Tanıklık ettiğim Of yaşlıları Solaklı Deresi'nin
Çaykara boğazındaki köylerindendir, Of ilçesi
yaşlıları değil. Of'ta kemençe hiç çalınmazdı, diye
bir iddiada zaten bulunmam mümkün değil. Ancak
çalınıyordu demek bir iddiadır (tez değil)ve bunu
kanıtlamak gerekir. Böylesi bir kanıt beni yalnızca
mutlu eder. Çünkü ben de Of kökenliyim. Ayrıca
belirtmek isterim, çalgılar yoluyla etnik köken
belirlemek sağlıklı sonuçlar vermez. Örneğin, davulu
Anadoluya Türkler getirmiştir. Ancak bugün
Yunanistandaki Pontoslular kemençeyle birlikte davul
da çalmaktadırlar. Sizin anlayacağınız halkbilimi
çok zor bir uğraşı alanı.
bu sayfalarda türkiyenin birçok yerinde yaşayan
karadenizlilerle iletişim kurabilmek çok müthiş bir
paylaşım mutluluğu veriyor bana. Bu nedenle mersinde
40 derece civarındaki sıcakta inanın ter içinde
yazıyorum bunları ...
Yunanistandaki pontusluların davul kullanması gayet
normal biz onlardan nasıl kemenceyi almışsak onların
da davulu kullanması mumkündür...
ama davul da kökeni bilinmeyen calgılardan biri
unutmayalım.
1959 da rahmetli olan,bilge bir kişiden
dinledim.Dilsiz kaval çalmanın sevap, diğer müzik
aletlerini çalmanın veya dinlemenin de günah
sayıldığını söylemişti. Bunu bugün yaşayan, yaşlı ve
dindar kişilerden de duyabilidsiniz. Aslında bunu
böyle söyleyenler yinede bu sazların seslerinden
hoşlanmalarına rağmen günah kaygusu ile dinlemek
istemezler. Belki de müslüman olmanın getirdiği bir
yaptırımdır bu. Hatta bugün bile herhangi bir saz
çalan insan, çokta ciddiye alınmaz. ÇALGICI
denir.Pek ka'le alınmaz. Yinede icrai sanat ederken
dinlenir.
Bu sözünü ettiğim hadise pek tabiiki mektep medrese
gören insanlar tarafından aynı şekilde algılanmıyor.
Eski kültür penceresi yırtılmayan halen, memlekette
yaşayıp da, oralardan ayrılmamış insanlara
sorabilirsiniz.
Böyle oluncada yerli sazlarımız, gelişme imkanı
bulamadılar. Kayıtlı bir tarihleri de olamadı.
Murat Bey pontoslular için kemençeyi biz nasıl
onlardan aldıysak diyor, kesinleşmemiş bir şey için
bu tabiri kullanmamalıyız bence. kemençe karadeniz
yöresinde ortaya çıkmış bir alet.benzerleri
olabilir, ama aynısını gösteren var mı? kemençe
milattan önce de bu topraklarda yaşayan
halkındır.saygılar