Lahana.org Karadeniz'in efsanevi sitesi Karalahana.com'un kardeş sitesidir!  

Hoşceldun Uşak! Habu sayfede son 24.09.2006 cuni bi şeyler edildi

Google

 

 

 

KEMENÇE, TULUM, KAVAL...

June 8 2001 at 11:23 AM
No score for this post
İ. REİSOĞLU  (no login)
HALK ÇALGILARI


Trabzon

Mahmut Ragıp Gazimihal’in özellikle Karadeniz’de yaptığı önemli halkbilim çalışmaları vardır. 1929 yılında Trabzon’a yaptığı seyahatte Halk Sazları başlığı altında çeşitli notlar tutar. Bu notları aynen sunuyorum:

Kaval:

... Trabzon havalisinde dilli kavalın Rumlarca bilinen adı Şulavri idi. Dilsiz kaval, Of’a hariçten gelmiştir. 7 deliği, arkada da bir deliği vardır. Şimşirden imal olunur. Of’ta Kalançoğulları (Kalanas köyünden ki şimdi demircidirler) dilli kaval imalinde meşhurdurlar.

Tulum:

Şarki Karadeniz sahillerinde Tulum kullanılır. Asıl Trabzon ile Rize’de değil, köylerinde vardır. Of’ta çoktur. Rumca ismi bulunmayıp Rumlar da tulum derler.

Tulum üzerine iki düdük takılı bulunur; biri, koyunların çift kol kemiğinin incesinden kesilip oyulmuş küçük üfleme ağızlığı, diğeri ise üzerinde delikler bulunup parmaklarla çalınan asıl düdüktür (...).

Anadolu tulumlarında, Rumeli gaydaları gibi, mütemadi bir ses işittiren “dem düdüğü” yoktur. (Gazimihal)

Tulum, koyun veya keçi derisinden yapılıyor. Şişirmek için üflenen yer ise odundan. Deliklerin bulunduğu ve çalınan kısım, şimşir ya da kumar ağacından yapılıyor. Bu kısım ‘Nav’ adını alıyor. Nav’ın içinde iki adet kamış ve kamışlara geçen diller vardır. Üzerinde, beşer taneden yanyana on adet delik bulunuyor. Nav’ın geniş olan uç kısmına ‘Kepçe’ denir ve hava buradan dışarıya çıkar.

Tulum çalan, aynı zamanda türkü de söyleyebilirmiş.

Bizim tespit ettiğimiz tulum’da, nav’ın tulumdan çıkmış halde düzeni şöyleydi:

........................

“Burada, en üst dizekteki sesler, nav’ın sol taraftaki beş delikten çıkan seslerdir. Onun altındaki dizekteki sesler, nav’ın sağ tarafındaki beş deliğin sesleridir. Son iki deliği, tulumcu, balmumu ile tıkadığı için, o perdeler kördür ve normal olarak ‘Mi’ ile ‘FA DİYEZ’ seslerini vermeleri gerekirdi. En alttaki, üçüncü dizekteki sesleri ise, nav’in kepçesinden çıkan seslerdir ve bu ‘SO DİYEZ’-ler, tulumcunun bilincine bağlı olmayarak, doğal bir şekilde kepçeden çıkmaktadırlar. Yani bu ‘SOL DİYEZ’ sesi, aslında, dizinin bir sesi değildir ve rastlantıdır.

Kemençedeki kadar zengin ve bilinçli olmamakla birlikte, tulum’un yaptığı küğ (ezgi) de, çok seslidir.” (Prof. İlhan Baran, Şenel, s.290-1)

Bağlama:

Son gezdiğimiz Karadeniz ve iç memleketlerde yalnız “Bağlama” adı biliniyor. En küçük bağlamalardan her köşede ve köylü elinde var. Çünkü imali kolaydır, köylü para sarf etmeden bizzat yapabilir (...).

Trabzon’da gördüğümüz bir Bağlamanın ölçüleri şöyle idi:

89 sn = Boy
55 sn = Tellerin ihtizaz eden kısmı
31 sn = armudi gövdenin uzunluğu
13 sn = “ “ en geniş yeri
14 sn = “ “ en derin yeri

Üç çift telinin akordu: do-sol-re(neva) idi. 16 bağlı [oktavda 12]. Aksamının adları şunlardı: tekne, gönüs ‘göğüs), sap, kulak [Avrupa malumatından burgular]. Bağlamayı Trabzon’da duttan yaparlar.

Saz:

... Trabzon’da yapılmış bir (bozuk)un boyu 105, geniş yeri 14, tellerin ihtizaz kısmı 60 sn. İdi. [Oktavda 12 bağı var]. (...)

Kemençe:

Trabzon kemençeleri, armudi İstanbul kemençelerine benzemezler. Bundan 30-40 sene evveline (1900’lü yılların başı) yalnız Trabzon şehrinde ve orasi ile yakından temastaki civar köylerde kullanılırdı. Mesela Of’ta bile kullanılmazdı... Bütün Türkiye Rumları gibi Trabzon Rumları da bu nevi kemençelere Lira derler; bundan kemençelerin, Ehlisalip (Hıristiyan) ve Cenevizlilerle Garptan geldiğini anlarız. Çünkü, eski Yunanlılarla Bizanslılar yaylı sazları hiç tanımadıkları halde, Kurunuvusta Avrupalıları kemençe nevinden kendi sazlarına Lyre-Lira derlerdi [ki “viel”lerle “violan”lar bunlardan çıktı]. Trabzonlular arasındaki kemençenin Rumeli ve Giritten geldiğine dair mevcut rivaletler buradan galat olsa gerek. Tahsil sahibi Trabzonlu kemençeci Yarko’nun rivayeti de bu merkezde imiş. Burgululuğu ile sapının bir haç manzarası göstermesinde de Ehlisalip hatırası sezilir... Venedikli, Cenevizli, Marsilyalı ticaretinin en büyük Karadeniz merkezi sekenesini – en eski zamanlarda – geçindirmiş olan Trabzon’a [ki bir zamanlar Cenevizlilerin istilasına uğramıştı, kaleleri hala durur] Kemençeler Garpten gelmişti. (...)

“Kemençe bir oyuna eşlik edecekse, kemençeci, bu oyunun havasını hazırlamak için belli formlar kullanıyor. Genellikle ağırdan başlayıp, gittikçe hızlanmak ve setrleşmek, bu formun esasını teşkil ediyor. Örneğin, kemençeci. Önce bir Yol havası ile açıyor. Bu bir çeşit uzun hava ya da taksim karakterinde oluyor. Sonra mahalli türküler geliyor. Çok defa, kemençecinin kendi söylediği bu türküler, sevda türküleri oluyorlar. Ortam, yeterli havayı bulduktan sonra Horon kurma başlıyor ve oyuncular, oyuna giriyorlar. Sallama ilehareketler aynı şekilde devam ediyor ve nefes verici hızlılıktaki sıksaraylar ile, oyun en sert halini alarak, zirveye ulaşıyor. İyi bir kemençeci, genel olarak, aynı cümleciklerin tekrarı esasına dayanan bu küğ dilinde, monotonluğa düşmemekte ve daima şaşırtıcı çıkışlar bulabilmektedir.

Kemençe küğü (ezgisi), tek sesli bir küğ değildir. Son derece dinamik ve çekici bir şekilde çok seslidir. Yüksek yetenek taşıyan kemençeciler, ‘p subito’, !f subito’, ‘poco a poco crecendo’, ‘poco a poco diminuendo’ gibi, batı sanat küğünde bulunan ve Anadolu yerel küğlerinde son derece nadir olarak rastlanan anlatım zenginliklerini, doğal olarak kullanmaktadır.

Bazı kemençeciler, bildiğimiz kemanı da, üç telini kullanarak, kemençe gibi çalarlarmış.” (Prof. İlhan Baran, Şenel, s.290)

Zimbon:

Buğdayı kurumadan boğum yerinden keserler ve üstüne delikler açarlar; bir de dil çıkarırlar. Adı Zimbon olur. Kalem boyunda bir düdük. Bilhassa çocuklar, koyun beklerken yaparlar, çalarlar ... Kızılağaçtan da yapılır. Çocuk çalgısıdır. (Şenel s.272-3)




YUKARIDAKİ BİLGİLER SÜLEYMAN ŞENEL'İN "tRABZON BÖLGESİ HALK MUSİKİSİNE GİRİŞ" ADLI KİTAPTAN ALINMIŞTIR.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Author Reply
murat
(no login)

bu bilgilerin iyi araştırılıp hazirlanmadigi kesin....

No score for this post
June 8 2001, 11:46 AM 

burada verilen bigilerde yöreye ait olmayan insanların yaptıkları buyuk hatalari gormek mumkun.

Tulumun ucuna takilan LULUKten hic soz edilmemis ama rumeli gaydasindan bahis var.

Istanbul ve Girit kemencesi ve bati karadenizde (kastamonuda mesela) calinan kemence aynidir. Dolayisiyla bu calgi yoreye goc eden Grekler tarafından getirilmis olmalidir.Cenevizliler degil...

Ofta kemence calinmamasi bilinmemesi neye kime dayanilarak yazilmis aciklik yok.Ben de inanmiyorum dogrusu...Daha bi suru yanlis var zaman yok...

murat


 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
İZLEYİCİ
(no login)

belgele

No score for this post
June 8 2001, 3:15 PM 


Murat bey kardeş:
Bukonularda, belgeye dayalı konuşmak gerekir.Sn Reisoğlu bildiklerini nereden aldığını söylüyor.Siz ise "olmalıdır"sözcüğünü kullanıyorsunuz.Kaynaklar yanlış bilgi verebilir, bize düşen yanlışı belgelemektir.
Ayrıca yazınızda Kastamonunun batı karadenizde olduğunu yazdınız, Haritaya baktım bu ifadeniz doğru deyil. Bunu sizi kırmak için yazmıyorum,daha dikkatli eleştirebilmenizi istediğim için. Biz bize benzeriz.Bize bizden fayda gelir.Birlikte güzel günlere...

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
surmeneli
(no login)

bazı bilgiler sağlıklı değil

No score for this post
June 8 2001, 11:19 PM 

bazı bilgiler sağlıklı değil, çünkü yazarın of'da bile olmadığını iddia ettiği kemençe, karadenizin tüm doğu sahillerinde, bugünkü abhazya bölgesi de dahil en eski ve köklü müzik aletlerinden biridir. bu konudaki somut arkeolojik deliller, gürcistan ve abhazyadaki müzelerdedir.
kemençe ağırlıklı olarak, dar sahil şeridindeki, denizci balıkçı halkın, tulum ise, yüksek kesimlerdeki, yaylacı çoban halkın geleneksel çalgısıdır. bu, abhazyaya kadar tüm bölge için geçerlidir. çoğu kez sanıldığının ve lanse edildiğinin aksine, TULUM BİR KABİLENİN, KEMENCE DİĞER BİR KÜLTÜRÜN ÇALGISI DEĞİLDİR! iki çalgı, sadece bölgede süregelen iki farklı üretim ve yaşam biçiminin oluşturduğu tercihlerdir.tulum yüksek kesimlerde kemence sahil şeridinde tercih edilmiştir ve bu farklı tercihleri açıklayabilecek yeterli argümanlar mevcuttur.
fakat, önce mantıklı bir bakış açısı gerekir, sağlıklı değerlendirmeler için..
ofluların mevcut kemençe geleneği son yetmiş yılda mı gelişip kök saldı?
trabzondaki bağlama geleneği son yetmiş yılda mı yok oldu ortadan?
önce bunlara bir cevap verilmesi gerekir.


 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Reisoğlu
(no login)

AÇIKLIK

No score for this post
June 9 2001, 12:45 AM 

Yukarıda aktardığım halk çalgılarıyla ilgili bilgiler bir araştırmanın, daha doğrusu alan arastırmasının ürünüdürler. Bilgileri derleyenler zahmet edip Trabzon'a birçok defa gitmişler. Aynı kitapta ek olarak bu bilgiler makaleler halinde sunulmuş. Kitabı edinip bilgi sahibi olabilirsiniz.

Of'a gelince; Of'ta eskiden, en azından yüz yıl önceye kadar kemençe çalınmadığını Oflu yaşlılarımızın sözlü olarak anlattığına şahsen tanığım. Aynı yaşlılar Of köylerinde, Çaykara ve Sürmene Holo köylerinde tulum-zurna çalındığını eskilerinden işittiklerini söylediler. Asıl çalgının ise kaval olduğunu belirtirler. Bu çok garipsenecek bir durum değildir.
Olsa olsa araştırılması gereken bir konudur.

Kemençenin nereden Karadeniz'e getirildiği konusu ise içinden çıkılması kolay olmayan bir iştir. Çok da önemli değildir bence. Çünkü kemençeyi veya benzeri çalgıyı hiç kimse Karadenizliler gibi çalamamakta, bu çalgıyla kendinden geçememektedir. Belki de bu çalgı hiç bir yerden gelmemiş, Karadenizliler'in keman veya kemane benzeri çalgılara özenerek ürettiği kendine özgü bir enstrümandır. Bazı Yunanlı halkbilimciler Girit kemençesinin adaya Karadenizliler tarafından götürüldüğünü iddia ederler. Bence mantıklı. Ama dinlediğim kadarıyla Giritliler kemençeyi bizim tarzımızda değil, Egeli tarzında çalmaktadırlar. Bizdeki ruhu adaya ya taşıyamamışlar veya başka bir ruhla değiştirmişler.

Tartışmacı arkadaşlara son sözüm; Gazimihal ve Prof. İlhan Barkan etnomüzikolog'turlar. Bence tezleri ciddiye alınmaya değer.

Sevgilerimle.....

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
surmeneli
(no login)

kemençe ve tulum

No score for this post
June 9 2001, 5:29 PM 

sn. reisoğlu,
burada vurgulanan bazı noktalar tam olarak anlaşılamadı sanırım.
yüz yıl önce kemençe çalınmayan OF hangi OF?
yanlış olarak yukarı köylerse kastedilen, eski dönemlerde yüksek kesimlerde tulum ve diğer nefesli çalgıların kullanıldığını ben de söylüyorum. sadece holo değil, santa, maçka ve torula kadar uzanan yüksek kesimlerde etkin olmuştur tulum.
ama OF sahilde bir kasabanın adıdır va değil zahmet edip on defa, bin defa da of'a gitmiş olsa, bana hiç kimse 100 yıl önce of'ta kemençe çalınmadığını söyleyemez.
yaşlıların ifadelerinden bahsediyorsunuz...
sn.reisoğlu, aynı yaşlılarımıza köklerini sorarsanız, size soylarının arabistandan ya da türkistandan geldiğini anlatan hikayeler aktaracaklardır. aynı yaşlılar arasında kemençenin "rum işi" olduğuna dair yaygın bir kanaat vardır ve kendi köylerinin, sülalelerinin rumlukla ilişkilendirilmesi endişesiyle, rumlukla ilgili olabilecek her tür ayrıntıyı dışlama eğilimi yaygındır. bunu sizin de çok iyi bilmeniz lazım. "zahmet edip trabzona sadece birileri gitmedi alan çalışması için" (!)

bu sitede 1908 yılına ait bir surmene fotoğrafı var.
o fotoğrafa iyi bakın, her biri "bu toplulukta en iyi kemençeci benim" edasıyla objektive poz veren bir sürü kemençeciyi bir arada göreceksiniz. dikkatle bakın yüz ifadelerine, kemenceyi yeni keşfetmiş gibi bir halleri var mı sizce? illa OF için de ayrı bir fotoğraf belgesi isterseniz kemence ile ilgili, bu hiç zor değil. bu yuzyılın başında of'da çekilmiş resimleri tararsanız aradığınızı bulacağınıza eminim.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
murat
(no login)

belgeleme konusunda haklisiniz ancak;

No score for this post
June 9 2001, 2:22 PM 

ne yazık ki kişisel kutuphanemden 1000 km uzaktayim ve bu nedenle kemence, tulum konularında okuduklarımı belgeleyecek durumda degilim. Ofta tulumu ben de duydum. Ancak Girit kemencesi egeye uygun havalarda degil. Henuz yeni Rodostan girit kemence kasetim geldi. Yaşlı bir kemenceci calıyor iosef panagiotakis.

Girit muzigi tum egeden ayrılan ve birlesen ozellikler gosteriyor. ancak sunu unutmamak gerkiyor calinan kemence bildigimiz Klasik Istanbul kemencesi. Ve buna Karadenizde sadece Kastamonuda ve batı karadeniz kasabalarında rastlanılıyor. onların ezgileri de Karadenize ritm olarak tam uymuyor. daha cok egeye benziyor. Giritle Karadeniz arasında bir kemence alısverisi olmussa bunu batı karadenizde aramak gerekir dogu sahilde deil..

hem ritm hem sekil olarak farklı ses ozelliklerine sahip Dogu Karadeniz kemencesini Girit kemencesinden ayırmak gerekmez mi? Tulumu da sadece Laz kabilesinin kullandıgı bir alet olarak gormemek gerkir. Dunyada ve turkiyede tulum calinan yerlere ait bi liste olacak forum sayfasında....

murat

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Reisoğlu
(no login)

Untitled

No score for this post
June 9 2001, 10:11 PM 

Murat ve Sürmeneli arkadaşlara konuya katkıda bulundukları için teşekkür ederim. Ben de zaten Murat arkadaşın siteye astığı tulum ile ilgili bilgilere katkım olsun diye arşivimdeki bilgileri aktarmak istemiştim. Müzigolog olmadığım için konu hakkında bir iddia öne süremiyorum. O yüzden başkalarının görüşlerini ve sözlü tanıklıklarımı sunmakla yetindim.

Sürmeneli arkadaşım "Zahmet edip..." cümlesini üzerine alınmış galiba. Oysa ben bu cümleyle her iki araştırmacının küçümsenmemesi gerektiğini belirtmek istemiştim. Yoksa başkalaları zahmet etmiyor, demek istemedim.

Tanıklık ettiğim Of yaşlıları Solaklı Deresi'nin Çaykara boğazındaki köylerindendir, Of ilçesi yaşlıları değil. Of'ta kemençe hiç çalınmazdı, diye bir iddiada zaten bulunmam mümkün değil. Ancak çalınıyordu demek bir iddiadır (tez değil)ve bunu kanıtlamak gerekir. Böylesi bir kanıt beni yalnızca mutlu eder. Çünkü ben de Of kökenliyim. Ayrıca belirtmek isterim, çalgılar yoluyla etnik köken belirlemek sağlıklı sonuçlar vermez. Örneğin, davulu Anadoluya Türkler getirmiştir. Ancak bugün Yunanistandaki Pontoslular kemençeyle birlikte davul da çalmaktadırlar. Sizin anlayacağınız halkbilimi çok zor bir uğraşı alanı.

Kolay gelsin......

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
murat
(no login)

teşekkürlerimle...

No score for this post
June 10 2001, 9:16 PM 

bu sayfalarda türkiyenin birçok yerinde yaşayan karadenizlilerle iletişim kurabilmek çok müthiş bir paylaşım mutluluğu veriyor bana. Bu nedenle mersinde 40 derece civarındaki sıcakta inanın ter içinde yazıyorum bunları ...

Yunanistandaki pontusluların davul kullanması gayet normal biz onlardan nasıl kemenceyi almışsak onların da davulu kullanması mumkündür...

ama davul da kökeni bilinmeyen calgılardan biri unutmayalım.

saygılarımla murat... (üff amma sıcak beaa)

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
İZLEYİCİ
(no login)

NOT

No score for this post
June 12 2001, 9:39 AM 


1959 da rahmetli olan,bilge bir kişiden dinledim.Dilsiz kaval çalmanın sevap, diğer müzik aletlerini çalmanın veya dinlemenin de günah sayıldığını söylemişti. Bunu bugün yaşayan, yaşlı ve dindar kişilerden de duyabilidsiniz. Aslında bunu böyle söyleyenler yinede bu sazların seslerinden hoşlanmalarına rağmen günah kaygusu ile dinlemek istemezler. Belki de müslüman olmanın getirdiği bir yaptırımdır bu. Hatta bugün bile herhangi bir saz çalan insan, çokta ciddiye alınmaz. ÇALGICI denir.Pek ka'le alınmaz. Yinede icrai sanat ederken dinlenir.
Bu sözünü ettiğim hadise pek tabiiki mektep medrese gören insanlar tarafından aynı şekilde algılanmıyor. Eski kültür penceresi yırtılmayan halen, memlekette yaşayıp da, oralardan ayrılmamış insanlara sorabilirsiniz.
Böyle oluncada yerli sazlarımız, gelişme imkanı bulamadılar. Kayıtlı bir tarihleri de olamadı.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Özcan
(no login)

Untitled

No score for this post
June 18 2001, 10:52 PM 

Murat Bey pontoslular için kemençeyi biz nasıl onlardan aldıysak diyor, kesinleşmemiş bir şey için bu tabiri kullanmamalıyız bence. kemençe karadeniz yöresinde ortaya çıkmış bir alet.benzerleri olabilir, ama aynısını gösteren var mı? kemençe milattan önce de bu topraklarda yaşayan halkındır.saygılar