Fırtına Deresi üzerine
yapılacak olan Dilek-Güroluk Hidroelektrik
santralıyla gündeme gelen Çamlıhemşin, dünyadaki
koruma altına alınmış 200 bölgeden biri. Bölgede
2460 bitki türü var. Fakat vadideki taş konaklar da
en az doğa kadar özel. Santral bu kültüre de zarar
verecek mi? En yenisi 150 yıllık olan bu konakların
her birinin ayrı bir hikayesi ama ortak bir özelliği
var: Tümü de tatlı yapılarak kazanılan parayla inşa
edilmiş...
Çamlıhemşin Rize'ye bağlı, son günlerde Fırtına
Deresi'ne yapılmak istenen santralle gündemde olan
bir ilçe. Çamlıhemşinliler, ilk gurbetçiler bizden
çıktı diyorlar. Geçen yüzyılda... Önceleri Bağdat'a,
Tahran'a çalışmaya giden Çamlıhemşinli erkekler
sonra Rusya'yı keşfettiler. Artık onlar için gurbet
Rusya oldu. Gurbete çıkmak onların bugün de
sürdürdüğü bir gelenek. Ama mutlaka geri dönmek
üzere.
Çamlıhemşin'in doğası kadar korunması gereken bir
başka varlığı tarihi taştan konakları. Bu konakların
öyküsü 1800'lü yılların ikinci yarısında başlıyor.
Çamlıhemşin Rusya'ya ilk gurbetçilerini bu dönemde
gönderdi. Rusya'ya gidenlerin amacı orada para
kazanmak sonra da geri dönüp, ömür boyu rahat
yaşayacakları konaklar yaptırmaktı.
Rusya'ya giden bu gurbetçiler orada pasta, tatlı
yapmayı öğrenip istedikleri konakların parasını bu
yolla kazandılar. Böylece torunlarına miras olarak
hem bu konakları hem de tatlıcılık mesleğini
bıraktılar. Bugün de Çamlıhemşin'den yetişmiş
tatlıcılar İstanbul'un, İzmir'in, Ankara'nın ünlü
pastanelerinde ataları gibi tatlı yapıyor.
Yapıldıkları döneme göre oldukça lüks olan bu
konakların bazılarında sıcak su ve kalorifer
tesisatı bile bulunuyor. Rus mimarisine uygun olarak
yapılan bu evlerin dış cepheleri taştan. Evlerin iç
cephelerinde ahşap kullanılmış. Genellikle iki
katlı. En altta ahırlar, ilk katında misafir
ağırlanan sofalar, üst katlarda da yatak odaları
var. Çatı katlarında kış aylarında hayvanlara
verilecek otlar saklanıyor.
Konakların mimarisinde dikkat çeken bir diğer
özellik çok sayıda pencere. Bol ışık alsın diye...
ÇAR'IN BANKNOTLARI
Konakların dış cephesinde genellikle taş kullanılmış
fakat bazılarının ilk katından sonrası ahşap. Bunun
nedeni hesapta olmayan olaylar. İlk dönemler
çalışarak yeterli parayı biriktirenler köylerine
altınlarını atlarla taşıyarak döndüler. Bir süre
sonra kağıt para altını kovdu. Tatlıcıların parası
artık altın değil banknottu. Fakat kader bu ya, yıl
artık 1917 olmuştu. Çarlık yıkılınca üzerinde Çar'ın
resimleri olan kağıt paralar ne işe yarardı?
Birdenbire parasız kalmıştı Çamlıhemşinli
tatlıcılar. Mecburen evlerin kalan bölümlerinde daha
ucuz bir malzeme olan ahşabı kullandılar.
Çamlıhemşin'de böyle yarı taş, yarı ahşap birçok
konak var. Tüm servetini yitirmiş olan konak
sahipleri evlerine yeteri kadar bakamadı, hatta kimi
bölümlerini iptal ettiler...
Bu konakların bir kısmı bakımsız ama yine hepsinin
ortak bir özelliği var. Bugün bile yılın belli
dönemlerinde birileri yaşıyor bu evlerde.
Gurbetçilerin torunları kendilerine kalan mirasa
sahip çıkıyorlar.
Fakat konakların sorunu sadece zaman ve parasızlık
değil. Fırtına Deresi üzerine yapılan santral için
tüneller açılıyor, dinamit patlatılıyor. Zaten
heyelan bölgesi olan Çamlıhemşin'de patlamalar korku
yaratıyor. Acaba ata yadigarı konaklarımıza bir şey
olur mu diye.
İDRİS EFENDİ'NİN KONAĞI
Şimdiki adı Bahçeli Konaklar olan bu ilginç köyde
bizim misafir olduğumuz konaklardan biri de yarı taş
yarı ahşap olanlardandı. Okumuş ailesine aitti
konak. Tam 11 konağın yer aldığı köyün adı daha önce
Habak Köy'müş. Habak 'her tarafa bak' anlamında...
Gerçekten köy o kadar yüksekte ki, her tarafa bakmak
mümkün. Her tarafta da benzersiz bir görüntü var.
Konağı Hacı İdris Efendi yaklaşık 150 yıl önce
yaptırdı. Hacı İdris Efendi'nin niyeti taştan
bembeyaz bir konak yaptırmaktı. Fakat inşaat devam
ederken o sırada yaşadıkları evde bir yangın çıktı
ve İdris Efendi Rusya'da tatlıcılık yaparak
kazandığı tüm parayı bu yangında kaybetti. Mecburen
konağının yarısı ahşap yarısı taştan yapıldı.
Şu anda evde üçüncü kuşaktan Amir Okumuş, annesi
Hanife ve 25 yaşındaki oğlu Şener yaşıyor. Hacı
İdris Efendi, Amir Bey'in babasının dedesi. 55
yaşındaki Amir Bey, uzun yıllar Zonguldak'ta
çalıştı, emekli olduktan sonra ataları gibi köyüne
geri döndü.
Amir Bey'in annesi Hanife Hanım 75 yaşında, oğlu ve
torunu Şener ile birlikte bu konakta yaşıyor. Köyünü
ve evini çok sevdiğini söylüyor. O da santral
konusunda kararsız: ‘‘Devlet yapıyorsa iyidir... Ama
evimize bir şey olmasın. Elektrik önemli, ama
ağaçlara da bir şey olmasın... Ama devlet iyisini
bilir değil mi? Televizyonum var. Bütün dünyayı
izliyorum. Eğer elektriğe bir şey olursa biter benim
hayatım... biter.’’
Evde sürekli yaşayanlar dışında şimdi bir de
misafirleri var. Ahmet Kamil Okumuş 33 yaşında.
Rusya'da yaşıyor. Ahmet santral konusunda Hanife
Hanım'dan farklı düşünüyor:
‘‘Buranın doğası çok güzel, bu yapılan santral de
fazla elektrik üretmeyecek. O kadar elektrik için bu
doğa bozulur mu? Burada devlet turizmi
desteklesin.’’
Amir Bey ise, yeğeninin aksine bölgenin doğasına
güveniyor: ‘‘Ağaç kesiyorlar, kessinler, çünkü
elektrik üretilecek. Hem bizim burada bir günde dört
mevsim yaşanır, şimdi kesersin yarın tekrar ot
biter.’’
Peki ya Amir Bey'in konağına da bir şey olursa?
‘‘O zaman biz santrali yaptırmayız, evim yıkıldıktan
sonra elektrik olsa ne olur? Ama devlet bizden
iyisini bilir...’’
Hadi doğru Erzincan'a!
Dilek-Güroluk Hidroelektrik Santrali için açılacak
tünellerin tam altından geçeceği Bahçeli Konaklar
Köyü'ndeyiz. Buradaki konakları özellikle görmek
istedik. Eğer iddia edildiği gibi santral yüzünden
konaklar zarar görürse onları bir daha görememe
olasılığı vardı. Köye çıktığımızda Rize Valisi'nin
de orada olduğunu öğrendik. Bu arada köylülerle
sohbetimiz başlamıştı. Ya bu santral yüzünden evleri
zarar görürse ne yaparlardı? Tam sohbeti
koyulaştırmıştık ki. baştan beri sohbetimize kulak
misafiri olan, arada da alaycı alaycı gülümseyen iyi
giyimli iki kişi sözümüzü kesti: ‘‘Hanımefendi siz
nerelisiniz?’’ Konuyla ilgisi yoktu ama kendimi
tanıtarak Erzincanlı olduğumu söyledim. Bunun
üzerine gelen öneri beni gerçekten şaşırttı: ‘‘Madem
Erzincanlısın oraya git! Erzincan'da hiç ağaç yok!’’
‘‘Siz kimsiniz?’’ diye sorduğumda da şu çevabı
aldım: ‘‘Rizeli bir vatandaş!’’ Ona sorumlu bir
vatandaş olarak sadece memleketim olan Erzincan'la
değil her yerle ilgilendiğimi, ayrıca gazetecilik
yapmak üzere orada bulunduğumu anlatmaya çalıştım.
Sonradan bu iyi giyimli Rizeli vatandaşın Rize
Valisi'nin koruması olduğunu öğrendim. İstanbul'dan
gelen gazetecilere böyle muamele ediliyorsa, orada
yaşayanlara kim bilir nasıl muamele ediliyordur,
diye düşünerek ürperdim.
Dede-torun Rusya’da
Ahmet Okumuş'un dedesinin adı da Ahmet. Dede Ahmet,
yüzyılın başında Rusya'ya çalışmaya gidiyor. Orada
toprak alıyor, yerleşiyor. Çarlık yıkılınca malını
bırakmak istemiyor. Ne yapsın? Komünist Parti'ye üye
oluyor ve bütün hayatını orada geçiriyor. Torunu
Ahmet de şimdi Moskova'da tatlıcılık yapıyor.
Rusya'ya ilk gittiğinde dedesinin topraklarını ve
mezarını bulmuş: ‘‘Şimdi buradayım, orada ekonomik
kriz var’’ diyor. ‘‘Orayı seviyorum, bir hayat
kurdum. Ama benim memleketim burası.’’
Fırtına Vadisi'ne ne olacak?
1998'de temeli atılan Dilek-Güroluk Hidroelektrik
Santrali ile ilgili tartışmalar 1996'dan beri
Çamlıhemşin'in değişmez gündemi. Santralin yapılması
halinde bölgenin her anlamıyla biteceğini düşünen ve
mücadele eden yöre halkına, Doğal Hayatı Koruma
Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi sivil
toplum kuruluşları da destek veriyorlar.
Çamlıhemşinliler bu santralin fazla faydası
olmayacağını, üstelik sahip olduğu 2460 bitki türü
ile Türkiye florasının yüzde 28'ini oluşturan ve
dünyada korumaya alınan 200 bölgeden biri olan
Çamlıhemşin'in doğasını mahvedeceğini düşünüyorlar.
Çamlıhemşinliler inşaat süresince 535 ton dinamitin
patlatılarak yeraltında 20 km uzunluğunda tünellerin
açılmasının, bunun için 56 bin ağacın kesilmesinin,
birinci derece heyelan bölgesi olan yörede
felaketlere yol açacağını söylüyor.
205 Çamlıhemşinli'nin açtığı dava devam ediyor. En
son mahkeme tarafından bilirkişi tayin edilen,
İstanbul Üniversitesi Toprak ve Ekoloji Bilim Dalı
öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Kantarcıoğlu, aynı
üniversiteden çevre mühendisi Doç. Dr. Lütfi Akça ve
İTÜ'den maden mühendisi Bedri İpekoğlu'ndan oluşan
heyet bölgeye keşfe geldi. Şimdi Çamlıhemşin ve
santralin yapan BM Holding bilirkişinin
hazırlayacağı raporu bekliyor.
Çoban Mustafa 62 yaşında. 25 yıl Erzurum'da
pastacılık yapan, 1986'da tekrar Çamlıhemşin'e
yerleşen Mustafa Orhan uzun süre çobanlık da yapmış.
Santrale karşı: ‘‘Benim evim burası, ben burada
yaşıyorum. Bu santrali istemiyorum. Kışlık evim
yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya. Şimdi devlet
gelip, ben seni saymıyorum senin fikrini sormuyorum
diyor. Bu o demek. Benim evimi başıma yıkacaklar.
Buranın doğası bozulmayacakmış! Olur mu öyle şey? Bu
su dereden alınırsa, dinamitler patlatılırsa tabii
bozulacak! Balıklar için merdiven yapacaklarmış.
Yumurtlama döneminde bizim balıklar o merdivenleri
çıkıp yumurtlayacaklarmış. Bu balıklara eğitim mi
verdiler? Balıklar nasıl anlayacak da merdivenlerden
çıkacak?’’
|