Lahana.org Karadeniz'in efsanevi sitesi Karalahana.com'un kardeş sitesidir!  

Hoşceldun Uşak! Habu sayfede son 24.09.2006 cuni bi şeyler edildi

Google

 

 

 

Karadenizlilere saygı için

January 29 2002 at 12:46 PM
No score for this post
Şefik Asan   (no login)



NOT: İlk yazı unvansıs gönderildiği için, unvan eklenerek ikinci kez postalanmıştır. Sayın Webmaster isterse ilkini silebilir. Özürlerimle. Şefik Asan


AB'ye giriş sürecinde, bu birliğe girmekten korkan özgürlük ve demokrasi düşmanlarının, son zamanlarda kopardıkları, 'misyonerlik' ve 'Pontos tehlikesi' yaygaraları ve uydurdukları komplo teorileri kapsamında, altı yıldır piyasada olan Ömer Asan'ın, 'Pontos Kültürü' adlı kitabı ve yazarı da hedef alınmıştır. Bu amaca hizmet için, özel çaba harcanarak ve mutlaka seviyeli bir program yapılacak vaadıyla Ömer
Asan ATV'deki Ceviz Kabuğu programına çıkarılmış ve orada, şahsına yöneltilen seviyesiz suçlamaların yanında, ailemize de saldırılmıştır. O saldırılar
dolayısı ile hukuki haklarımız elbette saklıdır. Ama ailemize yönelik suçlamalara Karadenizli dostlara saygı için kısaca değinmek istedim.
Bu yazıda Ömer Asan'ın kitabına değinmeyeceğim. Sağlıklı bir ortamda o kendini kitabını savunur. Kaldı ki, koparılan kıyamet dolayısı ile kitap şimdi DGM'de
inceleme aşamasındadır. O yüzden de zaten kitap hakkında yazmak için yasal engeller var.
Ne var ki, Ömer Asan kimdir, ailemiz (ben Ömer'in babasıyım) kimdir, kamuoyu, Karadenizliler bilmeli.
Cevizoğlu, ilk programda, önsözde yazılı adımı okurken, işine gelmediği için, ismimin önündeki nitelemeyi atladı. Tıpkı Atatürkle ilgili paragrafın tümünü okumadığı ve sadece bir cümlesini okuyarak Ömer'i, bizi Atatür düşmanı ilan etmesi gibi. Ömer'in
kitabına önsüz yazan Türk dostu, Türkiye'de doğup büyümüş, okumuş, doktorasını İÜ'de yapmış, Zonguldak
eski Milletvekili Avni Gürsoy'la CHP'de çalışmış sosyoloji profesörü Neoklis Sarris, benden şöyle bahsetmişti: Domokrasi ve Barış savaşçısı ve 12 Eylül
Faciasının mağduru, Sayın Şefik Asan'ın oğlu olduğunu öğrenince gerçekten sevindim. Şefik Asan, benim kardeş gibi sevdiğim eski Zonguldak Milletvekili Avni Gürsoy'un arkadaşı...
Prof. Sarris, nezaket gösterip '12 Eylül faciası' dedi. Gerçekte, 12 Eylül faşizmdir. Bunu beim gibi,
bütün Türk aydınları da böyle bilir, böyle yazar. Tarihi gerçek de budur. Tabii, 12 Eylül döneminde zenginliklerine zenginlik katanlar, palazlananlar, mafyalaşanlar, halkın susturulmasından yararlanıp köşeyi dönenler bu gerçeği kabul etmeyebilirler. Ama tarihi onlar değil, gerçek tarihçiler yazar. Neyse, konumuz o değil.
Ben 12 Eylül döneminin en büyük davası Barış Derneği Davası'nda yargılanmış yüzlerce Türk aydınından biriyim. İki Barış Derneği Davası açılmıştı.
Birincisi, benim de içinde bulunduğum yönetim kurulu üyelerini kapsıyordu. Kimler vardı? Başkan, Büyükelçi Mahmut Dikerdem, Başkan yardımcısı ve aynı zamanda İstanbul Barosu Başkanı ve Avrupa Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Orhan Apaydın, Türk Tabipler Merkez Birliği Başkanı Dr. Erdal Atabek, Türk Köy Kooperatifleri Birliği Başkanı Adana Milletvekili Nedim Tarhan, İstanbul Eski Belediye Başkanı'nın eşi, eğitimci Reha İsvan, Prof. Metin Özek, Prof. Melih Tümer, Prof Gençay Şaylan, Prof. Haluk Tosun, Gazeteci Ali Sirmen, Niyasi Dalyancı, Hüseyin Baş, şair Ataol Behramoğlu, Rejisor Ali Taygun, Ressam Orhan Taylan, Milletvekilleri Kemal Anadol,Mustafa Gazalcı, İsmail Hakkı Öztorun, Nurettin Yılmaz...
İkinci Barış Derneği Davası'nda yargılananlar: Aziz Nesin, Rutkay Aziz, Genco Erkal,Julide Gülizar, Erkan Oyal, Asım Bezirci, Tarık Akan, Vedat Türkali, Ertuğrul Günay Turgut Kazan Halit Çelenek, Metin Tüzün,
Yılmaz Onay ve adları bu sayfalara sığmayacak kadar
çok yüzlerce sanatçı, bilim adamı, yazar, sendikacı,
eğitimci...
Barış Derneği, dünyadaki benzer kuruluşlar gibi Türk
entelektüellerinden oluşan ve dünya barışını savunan,
yasal, saygın bur kuruluştu. 12 Eylül 1980'e kadar pek
çok uluslararası etkinlik düzenleyerek, o zamanlar büyük tehlike olan nükleer silahlanmaya karşı mücadele vermişti. Bütün çalışmaları yasal olduğu ve devletin izniyle yapıldığı halde, 12 Eylül yönetimi, sırf aydınları sindirmek için dava açmış ve yıllarca yargılandık. Bizim Sıkıyönetim Mahkemeleri önünde yaptığımız savunmalar o zamanlar özet olarak Cumhuriyet Gazetesinde yayımlandı. Yılmadan, onurla direnmiştik. Ve ancak sekiz yıl sonra beraat edebildik.
Barış Davası Türk aydınlarının bir onur belgesidir. Ama
benim demokrasi, özgürlük mücadelem daha eskiye, 1960
başlarına dayanır. Öğretmen kuruluşları içinde, Halkevleri adlı Atatürk'ün kurduğu kültür kurumunda. Bu
ülkenin demokratikleşmesi, özgür, uygar, Atatürk'ün tanımladığı medeni ülke olması için sürdürülmüş kırk yılı aşkın bir onurlu mücadele. Şu sırada, hem Beyoğlu'nda kurulu Atatürk Vakfı Eğitim Kurulu Başkanıyım, hem de Nazım Hikmet Vakfı'nın üyesi. Türkiye, en uygar, en mutlu ülke düzeyine gelinceye dek
mücadelemiz sürecek. Elbetteki, böylesi mücarelelerin bedeli vardır. Biz bu bedelleri zaman zaman ödedik, ödemeye de devam edeceğiz.
Halki Cevizoğlu, Ömer Asan'ın, aynı zamanda Türk-Yunan Dostluk Derneği'nce, her iki ülkenin yazarlarına,
aydınlarına verilen Abdi İpekçi Ödülü sahibi olduğunu
öğrenince, "buna layık değilsin" gibi bir söz ettti o akşam. Hulkı Cevizoğlu kimdir? Kişilerle uğraşmadığımız için, bunun üstünde durmayacagğım. Ama en azından, salt gazecidir diye Abdi İpekçi'nin adını
ağzına alamayacağını söyleyebilirim. Abdi İpekçi'nin
kemikleri sızlar. Çünkü Cevizoğlu,rahmetli İpekçi'nin
ve bizim bulunduğumuz tarafta değil. Yani, bu ülkenin
demokratileşmesi, uygarlaşması, sömürüden,son zamanların yaygın tabiriyle hortumculardan kurtulması için verilen kırk yıllık mücadelenin içinde hiçbir zaman olmadı. O karşı tarafta yer alıyor. Abdi İpekçi ödülünü veren seçkin bir juri var. Cevizoğlu'nun oralarda esamesi bile okunmaz. Demokrat görünmeye çalışmak ayrı şeydir, demokrat olmak ve bunun gereğini
yerine getirmek ayrı şey. Biz çook sahte demokratlar gördük. Herkes yaptığı işle tanınır. İçi boşaltılarak
devlete teslim edilen bankaların parasıyla televizyon kuranların televizyonlarında 'hortumcular' için program
yapabilir mi bazıları? Yapamaz. Ya ne yapabilir? Bol
yeyting toplasın diye, ülkenin gündeminde olmayan konuları ekrana taşımak, AB'ye girmek istemeyenlere hizmet etmek... Herkes istediği programı yapabilir. Ama
televizyon kanalları yargı organı yerine kullanamaz.
Savcı yerine sorgu yapamaz. Onu bu ülkenin savcıları,
yargıçları yapar. Hele hele eline bir televizyon ekranı
geçirdi diye, hiç kimse insanların, ailelerin onuru ile oynayamaz. Ayrıca bazılarının kulağına küpe olmalı: Her kuşun eti yenmez.
Bize yapılan hakaretin asla altında kalacak değiliz. Sabır ve zaman bizim ilacımızdır.
İlave etmek isterim. Biz köyümüzün en saygın ailesiyiz. Dedem (annemin babası) Mehmet Ali Efendi,
Atütürk'ün muhtarıyım derdi. Atatürk'ün açtığı halk
mekteplerinde yeni yazıyı ilk öğrenen kişiydi. Ben,
öğretmenliğimin ilk beş yılını köyde yaptım. O zamanlar
Of'ta sadece iki köye araba yolu gidiyordu. Öğretmenken
öncülük yaparak köyüme yol getirdim. Aynı dönemde, okula gönderilmeyen 200 kız öğrenciyi yasaları zorlayarak okula aldım. Köyün okul bahçesine ilk Atatürk heykelini diken insanım. O zaman okula aldığım
kızlar şimdi elli yaşlarındadır ve gördüklerinde eğilip elimi öpmeye kalkarlar. Ömer, köyde en çok sevilen insandır. Biz sol eğilimli, köylümüzün çoğunluğu sağcı, ama bizi hep bağırlarına basmışlardır. Bu bugün de böyledir.
Trabzon'a gelelim. 1972'de ele aldığım ve başkanlığını yaptığım Trabzon Halkevi eliyle, orada yarattığımız büyük kültür hareketini bizim kuşaklar hala hayranlıkla anar. Bir gün Trabzon'un kültürel tarihi yazıldığında o destansı faaliyetler mutlaka ele alınacaktır. Bu çalışmalara, İstanbul'kaki Doğu Karadenizliler Derneği Kurucu Başkanı, büyük folklor
ustası, hoca Cavit Şentürk tanıktır. Çünkü onun katkısı büyük olmuştur. Öte yandan, sekiz yıl önce de,İstanbul'da kurulu Karadeniz Vakfı'nın Genel sekreteri idim.Bir süre VİYA Dergisinin editörlüğünü yaptım. Karadeniz Vakfı 16 bölge ilini kapsayan binlerce üyeye sahiptir. Yani biz, bir yandan ülkenin
aydınlık geleceği için mücadele ederken, aynı zamanda
köyümüzle, köylümüzle,Trabzonumuzla, Karadenizle iç içe
kucak kucağayız. Rumca konuşanlarımız da Türk'tür, konuşmayanlarımız da. Yunanlılar'la da dost olmaktan
yanayız. Olaki orada 'Pontus' hayalleri kuranlar da var. Gülelim geçelim. Karadeniz halkı böyle deli saçması fikirlerden korkmayacak kadar uyanık ve yiğittir. Hadi oradan, der geçeriz.
Sevgili Karadenizli Dostlar,
Kendimden, ailemden söz ettiğim için özür dilerim. Buna mecbur bırakaldım. Herkes istediğini söyleyip yazabilir. Karşı düşüncelere de saygı duyarız. Ama onurumuzu asla çiğnetmeyiz. Çünkü tek sermayemiz odur.
Teşekkür ederim, sevgilerimi, saygılarımı sunarım.

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Author Reply
L
(no login)

Arakanizdayiz...

No score for this post
January 29 2002, 1:27 PM 


Aslinda bu saldiri size degil Of, Trabzon tüm Karadenize, Pontosa yapilmistir...sizi ve aileniz bu Türk Ülkücülerinin saldirisi icin bir Aractiniz. Sizi bu saldirida kullandilar...ama saldiran düsmanini bilecek taniyacak:
Bir gün M.K.Atatürk Trabzon Mebusunu bogarak öldüren (ama tahminimce Atatürkün emriyle) Topal Osmani fazla büyüdügü icin yakalayip öldürme emrini vermistir.
Bunun icinde baska yine "Karadenizlilerden" olusan bir Orduyu görevlendirmek istemistir. Yardimicisi onun kulagina egilerek sunu söylemistir:
Aman Pasam...ne diyorsunuz? Osman Aganin kuvvetleriyle Ordumuzda bircok "Karadenizliler" var. BUNLAR BIRBIRINE ATES ETMEZLER...
M.K.Atatürk bu tüyoyu anlar ve bunun üzerine baska bir Asker grubunu görevlendirir. Topal Osmani bulur ve öldürürler. (Not: Topal Osman bir Laz Eskiyasi (Giresun-Göreleden) olarak Hristiyan ve Müslüman Trabzonlu köylülere zulmetmistir, yani Atatürk tarafindan kullanilan ne yazikki icimizden biri).

Bunu nicin yazdim?

Biz Lazlar Dedelerimizden ve Ninelerimizden aldigimiz bir "hemseri" kültürü var. Bu kültüre bize: Hemserini her zaman her yerde yabancilara karsi koru! der.
Burdan Türk Ülkücülerine benden mesaj:
"Bizle ugrasirken bilmeniz gereken bir sey var:
biz hicbir hemserimizi yabancilara helehele hic Türklere yedirmeyiz, bunu Ataniz Atatürkde anlamis ve ona göre hareket etmistir!"
ÖMER ASAN BIZIM DIR, BIZ ÖMER ASANIZ!!!


 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
köreleli
(no login)

laz?

No score for this post
January 31 2002, 12:54 AM 

L
Pardon, Topal Osman Görele'li mi Dediniz?

 
Scoring_Disabled_Msg Respond to this message   
Ankaralı
(no login)

Sn Şefik ASAN'a

No score for this post
January 29 2002, 1:46 PM 


Her şeyde olduğu gibi çağdaşlaşmayı yakalamanında ödenmesi gereken ciddi bir bedeli var. Bedel ödenmeden günü yakalamak zordur.

Bunu bazıları toplumsal husumeti göğüsleyerek öder, Bazılarıda bireysel mücadeleleri ile.

Netice olarak her gece bir gündüze gebedir. Bazı geceler çok uzun olsa bile.

Bugün,sizin mücadeleye başladığınız 1960 lardan daha iyi durumdayız. Gel gör ki ödenen bedeller yeterli olmadı ki çağdaşlaşmayı yakalayamadık.

Hala birbirine saldırmayı ve puan toplamayı hesabeden tutucuların sayısı çoğunlukda.

Bizler yolun yarısına yaklaştığımızı düşündükçe yollar uzuyor. Yolun neresinde olduğumuzu da hesap edemez hale geldik.

Yinede umutlarımızı kocaman olarak tutmaya devam edelim.

Saygılarımı sunarım.

 
Scoring_Disabled_Msg    
c
(no login)

Utancak birşeyimiz yok

No score for this post
January 29 2002, 6:50 PM 

Sevgili Asan

Trabzon'un Of özellikle Çaykara bölgesindeki her sülale ASAN dır.

Utanılacak hiç birşeyimiz olduğuna inanmıyorum.

Kendi gerçeklerini bölücü ve kahraman olmak için, pragmatist bir şekilde Pazarlayanlar utansın!

Vatan sevdamızda uyuşturucu trafiğinin yeşiliyle yol almaz!

 
Scoring_Disabled_Msg  
no login)

Re: Karadenizlilere saygı için

No score for this post
January 29 2002, 11:33 PM 


Sayın Şefik Asan,

Çok vaktim olmamasına rağmen yazını bir solukta ve tekrar tekrar okudum. Forumumuza yazdığınız için bizzat teşekkür eder, sizi küçük düşürmeye çalışanlara karşı yeteri kadar sesimiz çıkmadığı için üzgün olduğumu belirtmek isterim. Sizinle ve her yönüyle örnek bir insan olarak yetiştirdiğiniz oğlunuz Ömer'le gurur duyduğumuzu bilmenizi isterim.
Barış Davası listesinde adı geçen insanlarda sanırım Türk aydınlarının onur listesidir.
Ömer Asan'ın aldığı ödüle adını veren "Abdi İpekçi"nin kim olduğunu herkes biliyor... Milliyet gazetesi başyazarı olan bu aydınımızı öldüren kişinin adınıda, bu katile ilham kaynağı olan kişi ve organizasyonların adlarınıda. 2000 yılında bahsi geçen Hulki Cevizoğlu, Türk Ocaklarından, Türk kültürüne
yaptığı hizmetten dolayı bir ödül almıştır. Şahsi kanaatim her iki ödül sahibininde aldıkları ödüllere layık olduklarıdır. Ama eline aldığı ödülden sonra elini yıkaması gereken Ömer Asan değildir.
Size, ailenize ve tüm Karadenizli kardeşlerime saygı ve sevgilerimi sunarım.