Lahana.org Karadeniz'in efsanevi sitesi Karalahana.com'un kardeş sitesidir!
Hoşceldun Uşak! Habu sayfede son 24.09.2006 cuni bi şeyler edildi
|
SORULAR,
YANITLAR
Hiçbiriniz diğerini geri itmemeli ve hiçbiriniz kötülükte
yardımcı olmamalıdır.
Kent yaşlıları konuşmamalı;
oğluma hiç kimse çıkarı için başvurmamalıdır.
Oğlum! Hatti’nin yaşlıları sana söz yöneltmemelidir;
hiçbir kimse, ne Kussara’dan, ne Hemmuva’dan ne de Tamalkiya’dan ya
da Zalpa’dan;
onun gibi halktan hiçbiri sana söz yöneltmemelidir.
Hitit İmparatorluğu’nun kurucusu I. Hattuşili’nin oğluna vasiyeti.
(M.Ö. 1660-1630)
Kaynak: Prof.Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, TÜBİTAK
Yayınları, 1998, s.61
Hitit kralı bu vasiyetini oğluna, halkının ve soyluların önünde
seslenerek yapmış. Bundan tam 4650 yıl önce yapılmış olan bu
nasihate günümüz yöneticilerinin ve insanlarının hala ihtiyacı
olduğunu düşünüyorum. Bu düşünceden, insanoğlunun yaşadıklarından
gerekli dersleri çıkarmada pek de istekli davranmadığı sonucu
çıkabilir.
Yine, bilim adamları hariç, insanoğlu yaşadığı deneyleri
tekrarlamaktan hoşlanıyor gibime geliyor. Hani şu “Tarih tekerrürden
ibarettir”, sözüne neredeyse inanacağım geliyor. İnsan onurunu biraz
olsun kurtardıkları için bilim adamlarına yatıp kalkıp dua etmemez
gerekiyor bu nedenle. Çünkü tarihin sürekli tekerrür etmesi demek
geri zekalı oluşumuzun tesçilidir aynı zamanda.
Cumhuriyet tarihimizin özellikle son kırk yılını düşünüyorum. Bunun
otuz yılına (aklımın erdiğini düşündüğüm andan itibaren) yaşayarak
tanık oldum. 1960 askeri darbesinden bugüne kadar geçen süreyi
kendimce değerlendiriyorum. Örneğin, bugüne kadar bilinen
sebeplerden dolayı hiçbir şeyi olduğu gibi, özgürce tartışamadık.
Ancak doğru tespitler yapıp yapmadığımdan emin olmak isterim. Konu
başlıklarını ve sınırlarını olanaklar ölçüsünde genişletebiliriz.
Belki kendi aramızda yapacağımız özlü ve sözlü tartışmalarla
birbirimizden yeni şeyler öğrenme olanağını elde etmiş olacağız. Her
ne kadar Karalahana Karadeniz ile ilgili bir site olarak görünse de,
Karadenizlilerin yalnızca bu coğrafya ve sorunlarıyla
ilgilenmediklerini biliyoruz.
Sözü uzatmayalım; 2001 yılında ülkemizin ekonomik ve siyasi açıdan
geldiği nokta hepimizin az çok bilgisi dahilinde. Son aylarda
tv’lerde, internette, gazetelerde pek çok konuda yazılar yazılıyor,
sözler ediliyor, en heveslimiz bile hepsini, en azından önemsediği
konuları izlemekte zorlanıyor. Neredeyse artık her şey konuşuluyor
ve yazılıyor. (Doğaldır ki, henüz konuşulamayan epeyi konu var.)
Buna rağmen görmekteyiz ki, iletişimin sağladığı sınırsız olanakları
halkımız olabildiğince kullanmaya ve bu fırsattan bilgi edinme
amacıyla yararlanmaya çalışmaktadır. Bereket versin, öğrenmeye
meyilli bir halkımız var. Bu belki birçoğumuzun fark ettiği gibi
önemli bir değişimin habercisidir. Değişime paralel olarak, tartışma
ve yazı uslüplerindeki düzeyin ve kalitenin giderek yükselen bir
değer olduğunu gözlemlemekteyiz. Böylesi bir düzeyi ve kaliteyi bu
forumda da tutturabiliriz düşüncesindeyim.
Şimdi, kafamdaki bazı soruları forum katılımcılarıyla paylaşmak
istiyorum:
1) Bu ülkenin yurttaşlarının “Büyükleri dinlemek ve onların
karşısında konuşmamak” içerikli davranış şekli siyasi
yapılanmalarımızı ne kadar biçimlendiriyor?
2) “Büyüklerimize” karşı çıkmalı mıyız? Niçin? Nasıl?
3) Nüfusunun çoğu genç olan bir ülkenin yurttaşları olarak
davranışlarımızda sahip olduğumuz etnik kültürlerimizin ne kadar
etkisi var?
4) Sahip olduğumuz etnik kültürlerin, birçoğunun alfabesini dahi
bilmeden konuştuğumuz (Kürtçe, Lazca, Pomakça, Arnavutça, Pontosça,
Abhazca, Gürcüce vd.) dillerin yaşatılması küresel dünyayla
bütünleşmemize engel teşkil etmeyecek mi?
5) Her yirmi dakikada, bir dil, ağız veya lehçenin koybolduğu bir
süreçte etnik kimlikler korunabilir mi?
Şimdilik benden bu kadar. Yanıtlar ve yeni soruların bizi mutlu
etmesi gerekmiyor. Ancak bunları çoğaltırsak en azından kendimizle
barışık olma olanağını elde edebiliriz. Bu bile önemli bir kazanç
olacaktır.
Saygılar, selamlar.
