|

İKİNCİ
PAYLAŞIM
SAVAŞI ÖNCESİ
GÜÇLER DENGESİ (1)
Ahmet
HACALİŞİ
K.
Birinci Paylaşım Savaşı 8 milyon dolayında
askerin ölümü,22 milyon kişinin sakat
kalması,Avustuya-Macaristan’ın yok
olması,Avrupa’da yeni ulus devletlerin ortaya
çıkması ve daha da önemlisi Birleşik Devletlerin
Avrupa’ya adım atması
ile
sonuçlandı.Ancak 1920’den
sonra Birleşik Devletlerin kendisini
diplomatik alanda nispi bir tecritin içine
çekmesiyle dünya yapay bir şekilde,savaştan büyük
zararlarla çıkmalarına karşılık İngiltere ve
Fransa’nın egemenliğinde Avrupa merkezci
görünüyordu.Savaşın diğer boyutunda ise
260 milyar
dolar gibi daha önce görülmedik düzeyde korkunç
maddi
kayıplar vardı.Onyıllar süren büyümeden sonra
dünya imalat sanayi üretimi 1920’de, 1913’den
yüzde 7 daha düşük gerçekleşti.Tarım üretimi
yaklaşık üçte bir oranın altında ve ihracat hacmi
savaş öncesinin yarısı dolayındaydı. Tek tek
ülkeler (özellikle de SSCB ) ise çok daha ağır
biçimde etkilenmişti. Rusya 1920’de en düşük
verimi gerçekleştirmiş, bu 1913’deki değerin yüzde
13’üne eşit olmuştu.Almanya, Fransa, Belçika ve
Doğu Avrupa’da sanayi verimi savaş öncesine göre
yüzde 30 daha düşüktü.Cephe hattından uzak olan
Birleşik Devletler,Kanada, Avustralya,Güney
Afrika, Hindistan ve G.Amerika’nın bazı devletleri
ise yıpratma savaşının kasıp kavurduğu Avrupa’nın
sınai hammadde ve yiyecek maddesi talepleri
sayesinde kazançlı çıktı.Bunun yanında savaşan
taraflar ( İngiltere ve Birleşik Devletler hariç )
savaş giderlerini alınan borçlarla karşıladığı
için karmaşık ekonomik ve politik sorunlar ortaya
çıktı.Tüm Avrupalı müttefiklerin İngiltere’ye ve
daha az oranda Fransa’ya borçları vardı.Bu iki güç
ise Birleşik Devletlere karşı ağır borç
altındaydılar.SSCB’nin, Rusya’nın 3,6 milyar dolar
borcunu tanımaması, Amerikalıların paralarını geri
istemesi,Fransa’nın,İtalya’nın ve öbür ülkelerin
Almanya’dan tazminat alıncaya kadar borçlarını
ödemeyi reddetmeleri,Almanya’nın kendilerinden
talep edilen miktarları ödemesinin mümkün
olmadığını ilan etmesi Birleşik Devletler ile Batı
Avrupa arasındaki politik ilişkileri geriyordu.
Bu kavgalar 1924 tarihli Dawes planı ile
kısmen yatışsa da çalkantıların politik ve
toplumsal sonuçları özellikle Almanya’da yaşanan
hiperenflasyon sırasında korkunç oldu.Kapitalist
sistem açısından bunun kadar kaygı verici olan bir
diğer nokta da dünya ekonomisinin 1925’de
kavuştuğu mali ve ticari istikrarın sallantılı
temeller üzerinde kurulmuş olmasıydı. Avrupa’nın
borçlarının arttığı ve Birleşik Devletlerin
dünyanın en büyük alacaklısı haline geldiği
1914-1919 yılları arasında sistemin merkezi doğal
olarak Atlantik’in öbür yakasına taşındı.Ancak
kapitalist sistemdeki yapısal yetersizlikler,tarım
ürünlerindeki fiyatların düşüşü,borç faizlerinin
ürkütücü biçimde artması,borçlar ihracat yoluyla
ödenemediği için ancak yeniden alınan paralarla
ödenebilmesi,Amerika’daki iç talebin yükselmesi ve
faiz oranlarının artırılmasıyla
sermayenin dışa akışının da azalması
neticesi sistem daha 1928 yazında çöktü.Talep
artışının 1929 Ekiminde Wall Street iflası ile
sonuçlanması ve Amerikanın verdiği borçları daha
da kısması,zincirleme bir tepkiye yol açtı.1932
yazına gelindiğinde pek çok ülkenin sanayi üretimi
üçte bir oranında azalmıştı. Avrupa ticaretinin
değeri 1928’de 58 milyar dolarken 1935’de 20,8
milyar dolar gibi düşük bir seviyedeydi. Savaş
sonrası istikrasızlığın çok önemli bir sebebi de
Almanya meselesinin çözülmemiş
olmasıydı.Almanya’nın yerinin ne olması gerektiği
sorunu, 1.Paylaşım Savaşı sonrası çözülmediği gibi
çizilen
suni sınırlar nedeniyle de
ağırlaşmıştı.Toprak
kayıplarına,
askeri olarak kısıtlanmasına ve ekonomik
istikrarsızlığına karşın Almanya hala potansiyel
olarak çok büyük güçtü.Hala Fransa’dan çok daha
kalabalık
nüfusa,üç kat daha fazla demir-çelik
kapasitesine sahipti.Savaşta iç ulaştırma ağı
zarar görmediği gibi kimya ve elektrik tesisleri,
teknik eğitim veren kuruluşları ayaktaydı.1919’da
bitkin durumda olan Alman yayılmacılığına gem
vurulmasına
yardımcı olan güç dengesinin
olmaması,Rusya’nın sahneden çekilmesi,
Avusturya-Macaristan’ın yok
olması,Fransa-İtalya’nın insan gücü ve ekonomik
kaynaklar bakımından Almanya’nın gerisinde olması
sayesinde Almanya birkaç yıl sonra eski gücünü
toparladı.
GÜÇLERİN
KONUMU
İTALYA
:
Mussolini’nin faşist rejimi görünüşte
İtalya’yı diplomasi alanında ön sıralara taşısa da
ekonomik açıdan çok zayıf durumdaydı.Diğer
müttefik güçlerle birlikte o da 1938 Münih
sözleşmesini imzalamıştı.İtalya’nın büyük güç
politikası Corfu saldırısı,Libya operasyonu ve
İspanya iç savaşına 50.000 asker ile yapılan
müdahale ile kendisini gösterdi.1935-1937’de
Habeşistan’ı işgal etti.Ancak buna rağmen İtalya
savaş sonunda hala ekonomik olarak yarı gelişmiş
bir ülke konumundaydı.1920 yılında kişi başı
geliri İngiltere,Amerika ve Fransa’nın
19.yüzyıl başlarında elde ettiği
miktara eşitti.Gayrisafi yurtiçi hasılası yılda
yüzde iki arttığından kişi başı ortalama gelir
artışı yılda yüzde bir oldu.İtalya’nın
zayıflığının kökünde yatan, küçük çaplı tarıma
olan bağımlılığın sürmesiydi ve nüfusun yüzde
50’si bu alandaydı.
1938’de İtalya dünya imalat sanayi
üretiminin yüzde 2’sine sahip bulunuyor,dünya
çeliğinin yüzde 2,1’ini,pik demirin yüzde
1’ini,kömürün yüzde 0,1’ni üretiyor ve enerji
tüketimi öbür Büyük Güçlerin hepsinden çok daha
düşük düzeyde kalıyordu.Kömür,petrol,gübre,demir,
kauçuk,bakır ve başka
hayati-stratejik
maddelere bağımlı olan İtalya ithalatını
İngiliz gemileriyle yapıyordu.1930’lu yılların
sonunda İtalya’nın günlük ihtiyaçlarını
karşılayacak dövizi bile yoktu.Ekonomik gerilik
doğal olarak askeri gücüne de yansıyordu.Mevcut
statükoyu bozmak için elinde yeteri kadar
silahı,teknolojisi,lojistik desteği olmayan faşist
Mussolini savaş kazanıldı varsayımıyla ülkesini
emperyalist dalaşma savaşının içine atmış,sonuç
çok büyük bir fiyasko olmuştur.
JAPONYA
:
Statükoyo Japonya’dan yönelen tehdit
başlangıçta Büyük Güçler tarafından ciddiye
alınmadı.Ancak 1914’deki sanayileşme
süreci,1.Paylaşım Savaşıyla çok büyük bir güç
kazanmış ve bu kısmen müttefiklerle yapılan savaş
malzemeleri sözleşmeleri ve Japon taşımacılığına
olan talepten,kısmen de Doğu
Asya
pazarlarının sömürülmesi
sayesinde olmuştu.Savaş sırasında ihracat
ve ithalat üç kat arttı; çelik ve çimento üretimi
ikiye katlandı.Kimya ve elektrik sanayilerinde de
büyük ilerlemeler kaydedildi.Japonya’nın dış
borçları 1.Paylaşım savaşı sırasında verdiği
destekten dolayı tasfiye edildiği gibi borç verir
hale geldi.Savaş sayesinde imalat sanayi üretimi
Amerika’dan bile daha çok arttı ve bu büyümenin
1919-1938 döneminde devam etmesiyle,Japonya genel
genişleme oranı açısından Sovyetler Birliğinin
arkasından ikinci sırayı aldı.1938’e gelindiğinde
Japonya ekonomik bakımdan İtalya ve Fransa’yı
geride bırakmıştı.Ancak sanayinin gelişmesi için
ihtiyaç duyulan
hammaddeler bakımından (pik demir ve
cevher,kömür,bakır,petrol) Japonya dışarıya
(Çin,Malaya,Borneo ) tam bağımlı idi ve
“ekonomik güvenlik” arayışı Japon
militarizmini,yayılmacılığını
körüklüyordu.Nitekim
Mançurya üzerinden Çin’e yapılan istila hareketi
bu nedenle gerçekleştirildi.Keza
Çhain Kai
Şhek’in direnmesi karşısında hem Burma yolu
üzerinden akan Batılı savaş malzemelerini
engelleyerek Çin’i tecrit etmek hem de Güneydoğu
Asya,Doğu Hint Adaları ve Borneo’daki petrole ve
başka hammaddelere iyice egemen olabilmek için
tüm güneye saldırması gerekiyordu.Bu ise
ağır soruna yol açtı ve Birleşik Devletler ile
karşı karşıya getirdi.
ALMANYA :
1920’li yıllarda Almanya Büyük Güçler
arasında en zayıf ve sıkıntılı olandı.Versailles
Antlaşmasının koşullarıyla eli kolu
bağlanmış,savaş tazminatı yükü altında
ezilmiş,Fransa ve Polonya’ya verilen toprakları
yüzünden stratejik yönden kısıtlanmış,enflasyon ve
sınıf çatışmalarıyla sarsılmıştı.Ancak Almanya
toprak,nüfus ve
hammadde kayıplarına karşın kendisini
Avrupa güçlerinin
en büyüğü yapan sanayi potansiyelini
korumuştu ve yeniden büyümesini dizginleyecek
uluslararası dengeler de artık 1914 öncesine göre
çok daha zayıftı.Alman sanayisi
1928’de
1.Paylaşım Savaşından önce ulaşılan verime ulaşsa
da sistemin 1929 bunalımı yüzünden toparlanma alt
üst oldu.1932’ye gelindiğinde sanayi üretimi
1928’dekinin yüzde 58’i kadardı.ithalat-ihracat
yarıya kadar düşmüştü;gayri safi milli hasıla 89
milyardan 57 milyar marka inmişti ve işsizlik 1,4
milyondan 5,6 milyona yükselmişti. Hitler’in
çılgınca yürüttüğü silahlanma çabası da
Almanya’nın hammaddelere olan aşırı bağımlılığıyla
ters düşüyordu.Sadece kömür yönünden zengin olan
Reich’ın sanayisi büyük miktarlarda demir,bakır,
boksit,nikel,petrol,kauçuk ve diğer kalemlerde
dışarıya bağımlıydı. 1914’den önce Almanya bu tür
ithalatı ihracat gelirleri ile karşılıyordu.
1930’lu yıllarda ise bu mümkün değildi.Zira
Alman sanayii artık sadece savaş malzemeleri
üretimi için yönlendiriliyordu.1.Paylaşım
savaşının ve tazminat ödemelerinin giderleri
ve geleneksel ihracat ticaretinin çöküşü
Almanya’nın elindeki dövizi tüketmişti. 1938’de
Almanya dünya altın ve para rezervlerinin ancak
yüzde birine sahipti.Buna karşın Amerika yüzde
54’üne,Fransa ve İngiltere’de ayrı ayrı yüzde
11’ini ellerinde tutuyordu.Bu da ulusal hammadde
stoklarının tükenmesine,silah sanayinin
bunalımlarına neden olan
takas rejiminin oluşmasına yol açtı.Takas
rejimi
işe yarasa da silah artırımının doğurduğu
taleplerin dengelenmesi mümkün olmadı.Kendisini
1940’da çıkacak bir savaşa göre programladığı için
1938-1939’a gelindiğinde Almanya askeri yönden
yukarıda değindiğimiz nedenlerle güçlü
değildi.Güçlü görüntüsü esas olarak düşmanlarının
hazırlıksızlığı ve zayıflığından
kaynaklanıyordu.Alman Silahlı Kuvvetleri ekonomiye
ağır yük getirecek kadar hızla yeniden
silahlandığı için bu tür ekonomik zorlukların
önünü alabilmek üzere Hitler 1940’dan önce
mecburen Avusturya ve Çekoslavakya işgallerini
yaparak silahlanma programının yürümesini
sağladı.Bu sayede Avusturya’nın demir cevheri ve
petrol alanları ile metal sanayisini Almanya’ya
katmakla kalmadı 200 milyon dolarlık altın
ve döviz rezervine de el koydu.
Keza Çekoslovakya işgali ile de altın ve
döviz rezervleri yanında geniş metal ve cevher
stoklarını da ele geçirmiş bunlar Alman sanayisine
yardımcı olmak üzere kullanılmıştır.Tüm bunlara
Çekoslovakya’nın sanayi üretimi de eklenince
Hitler’in gücüne büyük bir destek sağlamış ve
silahlanma programının sürmesine imkan
vermiştir.1.02.2012
Devamı:
2. Paylaşım Savaşı öncesi Güçler dengesi
-1
İkinci Paylaşım Savaşı öncesi güçler dengesi 2
2.
Dünya Savaşı Sonrası Stratejik Görünüm - 3
|